By

Zamandan Düşmek

 

Yakın geleceğimizin en temel ve yaygın sorusu haline dönüşebilecek bir soru: “Biz kimiz?”

Soruyu kendimize yöneltmemize; içinde bulunduğumuz çağın rasyonel akıl gerçekliğine zor bela tutunurken “zamandan düşme” tehlikesiyle karşı karşıya kalma ihtimalimiz neden olabilir.

Bu düşüş modern yaşamın teknik olanaklarından hepten yararlanamamak gibi bir sorunla bizi uğraştırmayacaktır; uçak üretmiyor olmak, uçağa binmemize engel teşkil etmedi elbette. Ekonomi-Politik belirlenimlerle gerçekleşen bir “geri kalmışlık” bu anlamda çağı yakalamayı (göreceli olarak) tamamen imkânsız kılabilecek bir tablo oluşturmaz.

“Zamandan düşme”, tarihi “devlet” ile başlatan filozof Hegel’in “tarih dışı” tanımının çağrıştırdığı bir durum.

Hegel’e göre; tarihsel varlık alanını oluşturan insan, bu süreçte devleti kurarak en önemli atılımı yapmıştır. Çünkü tin, kendisini devletle görünüme getirebilir ve bu durum da tarihsel ilerlemeyi sağlar.

George Wilhelm F. Hegel’e göre devlet, “Bireyin – birey geneli bilip istediği ve ona inandığı ölçüde- kendisinde özgürlüğüne sahip olduğu ve onun tadını çıkarttığı gerçekliktir. Devlette özgürlük nesneleşir ve olumlu olarak gerçekleşir.”

Ülkemizin yaşayan değerlerinden filozof İoanna Kuçuradi “hak” ve “özgürlük” kavramlarını ayrıştırıp tanımlarken şöyle diyor: “Her temel hak, bir kişi hakkıdır; böyle bir hak bir ülkede yasal güvence altına alındığında, bir özgürlük olur. Başka bir deyişle: temel hakların taşıyıcısı kişilerdir; temel özgürlüklerin taşıyıcıları ise kişiler değil, ülkelerdir.”

Özgürlüğün nesnelleşme olanağı olarak “devlet”i tanımlayan Hegel’e göre devlet; tümelin(yasa) temsilcisidir. Tikel; kendilik bilincine ulaşmamış, yasa karşında konumlanamayan; keyfilik –sana göre, bana göre– düzleminde hareket edebilen topluluklardır. Yurttaş ise bu iki unsurun deviniminden (diyalektiği) açığa çıkan “tekil”dir (birey). Birey; yasa karşısında bilinçli olarak konumlanabilendir.

Bir kazanım olarak Cumhuriyet devrimleriyle elde ettiğimiz yurttaş kavramı, kavramsal olarak bilincinde olamasak da refleks olarak bizde var olan bir olgunluk. Temel haklardan mahrum kaldığımızda “Ben vatandaşım, bu benim hakkım!” deme refleksine sahibiz. Bu refleksi her gösterişimiz bir anlamda devlete “devlet” olarak var olması gerektiğine dair yaptığımız bir hatırlatmadır.

İçinde bulunduğumuz dönem “modern devlet” tanımında hızlı bir regresyon dönemidir.

zamann

Kendini bir anayasaya bağlı hukuk devleti olarak konumlayamayan devlet temsilcilerinin “Benim esnafım gerektiğinde askerdir” cümlesine, 19 yaşında dövülerek ölen Ali İsmail Korkmaz’ın katil zanlısı “Bu ülkenin cumhurbaşkanı, ‘esnaf gerektiğinde asayişi tesis eden polistir’ diyor. Biz de fırıncı esnafı olarak, görevimizi yapıp, asayişi tesis ettik, beraatımı istiyorum,” diyerek anında karşılık veriyorsa devlet kendi iflâsını ilan ediyor demektir.

Devletin var olmadığı bir tarih gerçekliğinde yurttaşın var olma olanağı olamaz. Bu ise güçlü bir kimlik yitimi olasılığını doğurur.

Yasa uygulayıcısı olarak başıboş kitlelerin keyfiyetine terk edilmiş bir düzende “Biz kimiz?” sorusuna yanıt bulmaya çalışmaksa, yanıt verilemediğinde bizi “zamandan düşme” gerçekliği ile karşı karşıya bırakacaktır.

Bu düşüş yüzyıllık bir düşüşten çok daha gerilere “ön insan algı düzeyine itilmek” anlamına gelir.