By

Yılan-İnsan İlişkisi ve Sembolizm

 

Yaradılış mitlerinin insan bölümünde, insanın yaradılışına şeytanın ciddi bir itiraz gösterdiğine tanık oluruz. Şeytan, insana secde etmeyi kabul etmez. İnsan iradesinin kendi iradesinden daha büyük olmadığına inanır.

Tanrısal Tragedyada bu belki de şeytana verilen bir roldür.  Tanrı “yeryüzünde bir halife yaratacağım” demektedir, cennette değil. Tragedyaya göre insanın cennetten bir şekilde kovulması ve yeryüzünde olması gerekmektedir.

Mitin cennet bölümünde Havva’nın elma ağacı dibinde şeytanla karşılaşmasına kadar insan açısından bir farkındalık yoktur. Farkındalığı başlatan ilk adımı Havva atar. Havva insanlığın ilk soru soran kişisidir. Soru oldukça basittir: “ Elmayı yemeli mi, yememeli mi?” Bu fotoğrafta yılan kılığına giren şeytanın görünüşü için bilgeler şöyle der: kuyruğu üzerinde dikilip Havva’ya bakmaktadır. Görünüm tıpkı bir soru işaretini andırır: (?)

İnsanlık tarihi işte bu soru işaretiyle başlar. Düşünce üzerine bir düşünme edimi olan felsefe, “kuyruğu üzerinde duran yılan” simgesi ile yol alır. Tüm ezoterik öğretileri de kapsayarak dinlere baktığımızda ise yılan karşımıza kuyruğunu ısıran bir görünümde çıkar (Ouroboros)[1].

sss

Kanatlı, çok başlı, tüylü gibi pek çok görünümle farklı anlamlar taşıyan yılan, Şaman, Aztek, Kelt, Maya, Sümer, Minos, Delf yani Doğu-Batı tüm coğrafyalarda önemli bir yere sahiptir. O, bazen kötülüğün, nefsin, şeytanın simgesi olarak karşımıza çıkarken bazen de yüksek iradenin, yaşamsal değişimin, ölümsüzlüğün, kozmik birliğin sembolü olarak çıkar. Mısır, Babil, Yunan ve Hint uygarlıklarında hem güneş hem ay ile ilişkilendirilen yılan, Yahudi, Hıristiyan ve Müslüman geleneklerinde de dikkat çeker.

Yaradılış mitlerinin cennet bölümünde yılan görünümü ile (bazı kaynaklarda tavus kuşu olarak ta anılır, fakat tavus kuşu ile mitin başka bir simgeselliğine gönderme yapılmaktadır, tıpkı elma simgesi yerine zaman zaman buğday simgesinin kullanılması gibi.) beliren şeytan İslam kaynaklarında: şeytan-iblis-azazil-adüvullah gibi kelimelerle tanımlanır. Her bir kelime farklı anlamlar (simgesellik) taşımakla birlikte Kuran’da “İblis” kelimesi “şeytan kelimesinden daha fazla (87 kez) geçer.

“İblis kavramı Arapça iki kök ile beslenir: biri libas (elbise) diğeri eblese. Eblese’den geldiği zaman şaşırtıcılık içerir, libas’tan geldiği zaman form, giyinme, örtünme içerir.” [2] Yılana atfedilen iki uç anlam belki de tam burada yatmaktadır. O, hem kutsallığın hem şeytaniyetin simgesidir. “Eğer libas özü göstermiyorsa, form özsüz bir formsa … buna gelenekte iblis denir.” [3] Elbise, form, (bedenlerimizi de bir elbise olarak düşünerek bu tanıma dâhil edebiliriz) bir özü, anlamı, şuuru içeriyorsa kutsiyet barındırıyor, yoksa iblisiyet barındırıyor denilebilir.

İmam Gazali’nin kardeşi mutasavvıf Ahmet Gazali şöyle der: “Tevhidi İblisten öğrenmeyen kâfirdir.” Bu cümle üzerine İlahiyat fakültelerinde kürsü kurulsa yeridir, fakat konuyu detaylandırmadan “tevhid”in kelime karşılığını hatırlatarak devam edelim. Tevhit: Bireşim / Denge/ Mizan

Denge kelimesinin yılanla ilişkisine “İnsanın bedenindeki yılanı uyandırmasının o kişide bir denge sağlayacağı” önerisiyle Kundalini Öğretisi’nde rastlarız. Bu öğretide Kundalini Yılanı, uyanmak için gerekli olan ve meditasyon /dalınç/ istiğrak ile yükselen, hayati enerjiyi anlatır bize.

Simyacıların Kadüse sembolünde ise, bir ağaca, değneğe ya da asaya tırmanan 2 yılan görürüz. Zıtların kutsal birliği olan bu ifade “çözünme ve donma” dijital düzenekte 0 ve 1 le de simgelenir. Hz. Musa’nın, Firavunun sarayında yere attığı asasının yılana dönüşmesi detayını da hatırlayarak, Kadüse görüntüsünün tıpkı DNA görüntüsünde olduğu gibi sarmaş dolaş bir aşaka’yı anımsattığını da fark ederiz. (DNA ile ilgili son bilimsel gelişmelerde bilim adamlarının ikili DNA sarmalına 3. sarmalı eklemeyi başardığını unutmayalım. Eklenen bu 3’üncü sarmal, DNA’ya tıpkı bir asa gibi destek olup hatalı proteinlerin üretilmesine engel olacağı ve hasar görmüş DNA’nın onarılmasında etkin rol üstleneceği söylenmektedir.)

kkkdna yapay sarmal

(Kadüse)                            (3′lü DNA Sarmalı)

Havva’yla cennette karşılaştıktan bu yana hayatımızda olan yılana ve onun simgeselliğine dair söylenebilecek epey detay var doğrusu. Bu simgesellik “bir zamanlar yaşanmış ve bitmiş bir mitsel döneme ait masalsı hikâyeler” bütünü gibi de durmuyor. Carl Gustav Jung’un “kolektif bilinçaltı” dediği doku sebebiyle, bugün de her birimiz rüyalarında zaman zaman bize bir şeyler anlatmak için karşımıza çıkan yılanlarla karşılaşıyoruz. Bilgisayar çağında, teknoloji ile tüm gününü geçiren bizler belki de rüyalarımızda bilgisayarlardan daha fazla yılan, taş, ağaç, su gibi bilinçaltının kadim (her zaman geçerli olan) simgelerini görüyoruz. Mitler hala yaşıyor gibi…

IMG_20140426_032213

Cennette Hava Ana’nın karşısında kuyruğu ile dikilen yılan (?) hep aynı pozisyonda karşımızda duruyor sanki. Sorular bitmiyor…

Mesela; hepimizin kişisel serüveninin başlangıcı olan sperma halimiz neden tıpkı bir yılana benziyor?

Bu soruyla yaradılış mitinin tekrar başına dönmüş oluyoruz ve içinde bulunduğumuz döngü kuyruğunu ısıran yılan fotoğrafına tamamen benziyor.

Alıntılar:

1: Osho

2-3: Metin Bobaroğlu/ Bir Anadolu Sohbet Geleneği Olarak DIALOGOS

(http://www.anadoluaydinlanma.org/Yazilar/dialogos.pdf)