By

Twitter’a Girmeyelim Abi!

 

Houston, bi sorunumuz var: Paralel evrenler arasında mesafe artıyor. Twitter ve Youtube’u yasakladığını sanan insanlar var. Bu çok garip…

Bir İngiliz anonim şirketi olan Amerikan siyaset stratejisinin 2 temel argümanıdır:

1-Amerikan halkının çıkarları

2-Amerikan halkının güvenliği

Strateji, güvenlik riski yaratarak çıkar alanları açmaya yarar.

Steven Spielberg’in “Azınlık Raporu/Minority Report” filmini hatırlarsınız. Filmde, yakın bir gelecekte işlenebilecek suçları önceden tespit edebilen önsezili komandolar suçluyu suçu işlemeden yakalayıp, etkisiz hale getirirler. İnsanların gerçekten o suçu işleyip işlemediğini hiçbir zaman bilemeyiz.

Bu kurgu epey zamandır dünya siyasetinin ve esasında ekonominin temel refleksi. Mevcut düzen ya da baskı düzenini bozmaya yönelik her türlü programın sistemli bir şekilde engellenmesini sağlıyor.

Önce insanlarda“Güvenlik tehdidi var, milli irademiz tehlike altında” gibi algılar yaratılıyor. Ardından tehlikenin somutlaşması için gerekirse bir olay (terör vb. saldırılar) yaratılıyor. Algılar reel-organize hale geldikten sonra “halkın çıkarları ve güvenliği” için “düşman” sahasına giriş yapılıyor.

Amerikan siyaset stratejisinin kötü bir kopyası olan bizdeki naif siyaset “Minority Report” oyununu yeni fark etti. Gezi olaylarından bu yana “Milli iradeye kastedenler var, milli irademiz tehlike altında!” demekten başka iş yapamıyor. Dış mihraklar, Lobiler, Haşhaşiler, Paralel Devlet bizi aralıksız tehdit ediyor, sesimizi duyan yok.

Stratejinin kötü kopya olmasındaki neden ise şurada yatıyor: Amerika dış mihrak, lobi vs. gibi über soyut bir tanım yapmıyor, net adres gösteriyor; “Irak, Afganistan” diyor ve giriyor adrese.

Bizse rüzgârla boks yaparak vakit geçiriyoruz, adres yok ve bir yere giremiyoruz.

Dış mihrak kim? İngiltere mi, Amerika mı, İsrail mi, Papua Yeni Gine mi?

Lobi kim? İlluminati mi? Bir otelin giriş bölümü mü? Henry Cavill Fan Club mı?

Paralel Devletin başkanı kim? NSA mi? Lars Von Trier mi?

Adres belli olmadığı için giriş yapamıyoruz.

Elimizde bir tek belirleyebildiğimiz adres; baş belası Twitter. Arkasındaki şirketi de belli: Youtube. Fakat yine sorun var. “Milli Güvenlik Riski” sebebiyle Afganistan’a, Irak’a giriliyor, Twitter ve Youtube’dan “Milli Güvenlik Riski” sebebiyle çıkmamız gerek.

-Tamam, çıkalım abi, dert mi?

-Çıkamıyoruz abi, çıkmış gibi yapıyoruz.

-Niye?

-Çünkü Afganistan coğrafi bir mekân, Twitter zihinsel uzamların belirsizliğini ortaya koyan bir uzay.

Rüzgârla boks yapmak –görüntüsünü bir tarafa koyalım– yorucu ve boş bir iş.

İnternette tanımları yasalarla belirlenmiş suçlar işleniyorsa devletin kolluk güçleri içinde CEH (Certified Ethical Hacking) eğitimi almış kişiler rahatlıkla bu suçlulara ulaşabilirler. Ama yapılmıyor nedense. “Güvenlik riski var” söyleminin hep diri kalması über-paranoyak fantezi siyasetimizin ruhuna iyi geliyor olabilir.

“Twitter, Youtube diz çöktü. Büyüksün!” coşkusunu anlıyorum. Coşku aklımızı bulandırmasın. Twitter’a, Youtube’a her türlü giriyoruz.

“Büyük iradelerin evcilik oyunu” devam ederken dikkatimizi çeken yeni bir baş belasından kısaca bahsetmek gerek: Oculus VR adlı sanal gerçeklik aygıtı bu. Facebook, aygıtın geliştiricisi Oculus şirketini 2 milyar dolara satın aldı geçenlerde.

oculus

Yapay zekânın hayatımızda başlatacağı yeni bir devrim olan Oculus bir ekran gözlük. Medya, eğlence, iletişim vb. tüm alanlarda var olacak. “Twitter eskiden dutluk bir araziydi” dememize az kaldı yani.

Oculus, kullanıcısına sanal gerçeklik alanı yaratan bir teknolojin sonucu. “Sanal” kelimesini gerçekliğin karşıtı olarak; sahte ya da yanlış diye tanımlarsak büyük bir hata yaparız. “İnsanlar uykudadırlar (bir nevi rüya) ölünce uyanırlar” sözü üzerine düşünmek gerekebilir.

Oculus’u gözümüze taktığımızda bizi nasıl bir dünya bekliyor olabilir?

- Twitter, Facebook gibi sosyal ağlar vizyon dünyalarına dönüşüp iletişim kurduğumuz kişiler, gruplarla birebir, yüz yüze diyalog kurabiliriz.

- Şirket toplantıları için belirli bir mekânda değil, vizyonda toplanma olanağımız olabilir. Toplantı yerini istersek Bora Bora adaları ya da Jüpiter olarak seçebiliriz.

- O an nerede olmak istesek orada olabiliriz; Paris, Tunus, Mars…

- Sevgilimizin bizi terk etmesi önem arz etmez. Sanal gerçeklik sayesinde onunla bir akşam yemeği sonrası birlikte film seyredebiliriz.

- -Doktorumuzla hastaneye gitmeden birebir muayenesinde gibi görüşebiliriz.

- Hayatını kaybeden yakınlarımızla sanal gerçeklik üzerinden diyalog kurmaya devam edebiliriz.

Daha fazla olasılık oranını arttırmayalım. Nitekim sindirmemiz zor olabilir.

Son olarak: “Twitter’a neyim girmeyelim abi, güvenlik riski var. Ayıp şu yaptığımız!”