By

Tanrı Zar Atar mı?

Yıl 1900. Norveç Kralı II. Oscar, güneş sisteminin kararlı olup olmadığını ispatlayana ödül vereceğini duyuruyor.  Ünlü matematikçi Henry Poincaré güneş sisteminin hareketini belirleyen denklem sisteminin çözümünün, başlangıç koşullarına hassas bir şekilde bağımlı olduğunu, ancak başlangıç koşullarının asla doğru olarak saptanamayacağından sisteminin kararlı olup olmadığının belirlenemeyeceğini söylüyor ve ödülü alıyor.

Bu öngörülemez (unpredictable) durum için “kaos” terimi kullanılır. Kaos bugün modern fiziğin en temel konularından biri. Teoriye göre, başlangıç koşullarındaki çok küçük değişim sistemin davranışında çok büyük fark yaratabilir. Fizikçilerin bu konuda kullandığı bir deyim var:“Çin’de bir kelebek kanat çırparsa Teksas’ta kasırga olabilir”. Kaos Teoriye ‘kelebek etkisi’ denilmesinin sebebi de bu deyim.

Kaos, özellikle son 10 yıldır fizik başta olmak üzere, geometri, matematik, tıp, iktisat, psikoloji, felsefe, sosyoloji, meteoroloji gibi pek çok alanda temel tartışma konularından artık.

Kaos: düzensizlik, Kozmos: düzen. Birbirini var eden, hareketin, var oluşun, diyalektiğin temel iki kavramı.

Bu kavramlar Mitolojide ki yaradılış mitlerinde de geçiyor;   Hesiodos’a göre “Başlangıçta Khaos vardı”. Khaos, Yunancada khasko fiilinden türemiş.  Anlamı esnemek, yarılmak, açılmak; bir şeyi doğurmak. Kozmos ise kosmeo fiilinden türetilmiş. Uyum, biçimlilik, güzellik, yasalılık.

Kaos anlaşılsın diye; sigara dumanının havaya bir takım düzensiz helezonlar şeklinde dönerek yükselmesi, musluktan damlayan suyun önce düzenli aralıklarla düşerken sonra düzeninin bozulması gibi örnekler gösteriliyor.  Trafikte, yeraltındaki boruların içinde akan petrolün davranışında dahi kaos var. İçinde bulunduğumuz durum ne olursa olsun, davranış biçimi yeni keşfedilmiş olan bu yasalara uyuyor.

Bu durumun keşfi zamanla, özellikle matematikte yeni yöntemleri doğurdu.  Bilgisayar programları, gelişmiş geometri, istatistikler ve Nash Dengesi ile Kaos bu alanlarda bir tehdit unsuru olarak hala duruyor olmakla birlikte, “belirlene-bilir kaos” olarak tanımlandı.

Siyasi iradede yeni ekonomi alanları açmak için yüzlerce yıldır bir araç olarak kullanılan kaostan farklı bir konu ile karşı karşıyayız. Eskiyen siyasi kaos ‘belirlenmiş kaos’du.  Siyasette ‘belirlenmiş kaos’ dediğimizde modern fizik tanımının tamamen dışında ‘kurmaca bir kaostan’ bahsediyoruz. “Kurmaca kaos” yaratamayacak güçte olan siyaset yapılanmalarının kendi iradelerine yönelik her türlü eleştiriyi ‘kaos yaratma girişimi’ olarak yorumlamaları ise konumuzun tamamen dışında.

İktisat, siyaset ve bunlara bağlı olarak yürütülen toplum mühendisliği(toplumları arzu edilen şekilde yönetebilmenin matematiği) kurmaca olmayan, hareketin temel nedeni olan gerçek kaosu yeni tanımlamaya başladı. İnsan davranışları ile baş etmek matematikle baş etmeye benzemiyor. İstatistiklerle tanımlanmış bazı ilginç veriler mevcut, özellikle sosyoloji alanında.

Kaos bu alanda nedensellikle kestirile-bilirlik arasındaki bağlantıların kopması olarak tanımlanıyor. Örneğin;  Kürtaj yasaklanırsa, cinayet oranlarında artış gözlemlenebiliyor, cinayet oranlarındaki artış, spor ayakkabı satışlarında hızlı bir düşüşe neden olabiliyor.

Ünlü sosyolog-filozof Slovaj Zizek’in kaos yorumu şu: “kaos teorisi, ölçü âletlerinin kusurluluğundan doğmuştur. Aynı veri arka arkaya aynı bilgisayar programı tarafından defalarca işlendiğinde, her seferinde birbirinden radikal ölçülerde farklı sonuçlar üretince, bilim adamları, kaydedilemeyecek derecede ufak veri farklarının nihai sonuç üzerinde devasa etkiler bırakabildiğinin farkına varmışlardır.”

Ekonomiyi sarsan, siyasette ciddi bunalımlara neden olabilecek bir durumdan söz ediyoruz.  Kaosun nedeni için Filozof Zygmunt Bauman:“Çağdaş dünyanın korkutucu özelliği şudur ki, eylemler ne kadar bilgiye dayalıysa, genel kaosa da o kadar katkıda bulunurlar. Belirsizlik onardığımız bir şey değil, yarattığımız, hem de hep yeni bastan ve daha büyük miktarlarda yarattığımız, onu onarma çabalarımız sayesinde yarattığımız bir şeydir” diyor.

Düzen bizim belirleme çabalarımızla doyuma ulaşınca zorunlu olarak kaos yaratıyor. Zizek, Bauman alıntılarına güvenerek Sosyalist ya da Komünist okur sakın ‘coming soon’ heyecanına kapılmasın. Çünkü kaosun ne getireceği tanımlı değil. Tanımlandığı an düzene geçiş sağlanıyor, kaos tanımına gerek kalmıyor. Daha net kavranması için Marx’ın ters çevirdiği Hegel diyalektiğini tekrar yerine çevirmek ve‘geist’ (tin) açılımlarına iyi bakmak gerekebilir.  Görünen o ki, ‘coming soon’ her türlü toplum mühendisliğine ‘the end’ olarak kendini gösterebilir.

Toplum mühendisliğindeki girdi hatasını görmek için 3 araca bakabiliriz. Siyaset, İktisat, Din. (Firavun-Karun-Belam-Hacda taşlanan 3 şeytan). Arzu edilen düzeni meşrulaştırmak için ‘şeytanlar’ birer araç. Siyaset alt başlığında İdeolojileri de es geçmeyelim; ideoloji inanç haline dönüştüğünde bir nevi din işlevi kazanıyor.

Biraz açalım;

Siyaset, firavunlaştığında kendi doğrularının mutlak olduğunu düşünür. Aynı zamanda kendinden büyük bir egoya da köledir.

İktisat, sömürüye döndüğünde siyasetin kendisine yasal alan açması ile soygunlar yapar. Aynı zamanda daha büyük soygun yapabilene de köledir.

Din, ruhbanlığa döndüğünde yine siyasetin hizmetçisi olarak, dindar numarasına bürünür. Şeyhler, gurular, modern spritüel koçlar, dini liderler halkı kurtarıp cennete götürmeye azmeder. Peygamberlerin tebliğ görevlerini üzerine almakla yetinmeyip, insanların imanlarını geliştirdiği gram ayarı üzerinden ölçüp Tanrılığa soyunur. Aynı zamanda siyasette, parada daha güçlü olanın kölesidir.

Toplum mühendisliğini tehdit eden kaosu, paradoksu anlamanın bir yöntemi de Kuantum mekaniği olabilir. Yüzeysel bir tanımla; Atomun yapısını açıklamak için, atom altı parçacıkların hareketlerinin belirlenmesi gerekiyordu. Bu parçacıklara determinizm ilkesini uygulayabilmek için belli bir andaki konumlarının, hızlarının ve yönlerinin bilinmesi gerekiyordu. Ama aynı anda konumlarını ve hızlarını ölçebilme olanağı yoktu; hız bilinirse konum bilinmiyor, konum bilinirse hız bilinmiyordu. Buna çare olarak “olasılık” kuramı kullanıldı. Zizek’in tanımıyla:“Gerçekliğin (veya ‘gerçeklik’ olarak algıladığımız şeyin) görünebilmesi için, kimi unsurlarının ‘belirlenmemiş’ olarak kalması gerekir”.

Düzenden-Düzensizliğe, Düzensizlikten tekrar Düzene geçiş hareketi oluşturuyor. Peki, başlangıç koşullarına hassas duyarlılık nereden kaynaklanıyor? Sistem girdisinde bir hata yapıyoruz ve belirlediğimiz, olması gereken çıktıyı alamıyoruz. Diyelim arzu ettiğimiz bir toplum biçimi var; çerik çürük olmasın istiyoruz toplum.  Girdi bu diyelim. Bunu isterken dayanağımız geçmiş ise (buna geleceğin arzu edilen inşasına göre geçmişi, tarihi okumak denebilir -esasında nesnel bir okuma değil, öteki tarih/kurgusal tarih okuması) girdi bu geçmişi, şimdiki zamanın içindeki kurgusal geçmişi de kapsayarak hata olarak algılıyor.

Girdi, yani başlangıç şimdi de olandır. Girdiye şimdiye ait ‘gerçek veri’ koymadığımızda zamanın ruhu/aklı ıskalandığında kendi kurduğumuz ve sonucunu belirlediğimiz sisteme kendi elimizle bir ‘ajan’ yerleştirmiş oluyoruz.  Ve bu ajanla kaosu biz yaratıyoruz.

Düzen doyuma ulaştığı ifade ediliyor. Kaosun kendini göstermesi kaçınılmaz gibi. Peki kaos bitiminde ne olur? Teoriye göre, yeni bir düzen.

Zira Einstein’in dediği gibi:  ‘Tanrı zar atmaz’.