By

Simgelerin Dili ve Hızır Orucu

Birinci Cemre 19 Şubat’ta havaya,
İkinci Cemre 26 Şubatta suya,
Üçüncü Cemre 5 Mart’ta toprağa düşecek.

Anadolu Alevileri 3 gün oruç tuttular. Yeni tamam ettiler oruçlarını. 3 cemreyi çağırdılar. Şubat ayında tutulan bu üç günlük oruca ‘Hızır Orucu’ diyorlar. Şimdi, 19 Şubata kadar Hızır Cemi yürütüp, Hızır lokması dağıtacaklar.

Dedelerin sıkça anlattığı bir öyküdür: ‘Hasan ile Hüseyin çocuktular. Ağır bir hastalığa yakalandılar. Hz. Muhammed, Ali ve Fatıma’ya evlatlarının bu hastalıktan kurtulmaları için 3 üç oruç tutmalarını söyledi. Bu üç günlük oruç boyunca Ali ve Fatıma’nın evine her oruç bozma vakti birer yoksul geldi. Yoksullar aç olduklarını söylediler, Fatıma ve Ali ise her gün azıklarının tamamını bu üç gün gelen yoksullara verdiler, 3 gün yemek yiyemediler. Gelen yoksulların Hızır olduğuna inanılır, çünkü 3. Günün sonunda Hasan ve Hüseyin sağlıklarına kavuştular.’

Cemre yakında havaya düşecek, ardından suya ve en son toprağa.

Hz. Ali’nin isimlerinden biridir: Ebu Turab. Toprağın babası…

Toprak, malum dişildir. Hayatı doğurur kendinden. Hepimize ‘Analık’ eder. Topraktan gelir ve toprağa döner bu beden, hep öyle… ‘İnsan’ denilen manayı taşıyan bir mülktür beden. Toprak Ana’dan gelenle beslenir manayı taşıyan mülk.

Zeyneb-i Kübra: İmam Ali’nin kızı. Kendisine tıpkı toprak ana gibi, ‘Öğretmensiz âlim’ (alimetun gayru mualleme) denilmiştir. Dedesi Hz. Muhammed, annesi Fatıma-tüz Zehra, babası İmam Ali, abileri Hasan ve Hüseyin’in şehadetlerine tanık olmuş Ali evlatlarının abidesi. (abidetu Âl-i Ali)

Yüksek ilmi, güçlü hitabet yeteneği ve onurlu duruşu ile Yezit’in korkulu rüyası olan Zeynep. Kerbela katliamında tek İmam olarak geride kalan İmam Zeynel Abidin’i sağ kurtarmayı başaran, Ehli Beyt’e hayat veren Zeynep Ana.

Son cemre, hayat veren toprağa düştükten sonra, 21 Mart’ta bir buluşma gerçekleşmesini bekleyeceğiz.  Adem’le Havva’nın ya da Hz Fatıma ile Hz Ali’nin buluşması da denilebilir bu buluşmaya. Bu buluşmadan ‘anlam’ doğacak denilir. Bu ‘mana’ buluşması gerçekleştikten sonra ise 6 Mayıs’ı bekleyeceğiz, Hızır ile İlyas buluşsunlar diye. Bu buluşmayla ise toprak ana uyanacak ve her yer yeşillere ve rengârenk çiçeklere bürünecek…

Anadolu’nun yaşayan simgesel dili aslında bize çok şey anlatıyor.

Anadolu’ya özgü bir takvim. Bu takvime göre yıl, iki isimle ayrıştırılmakta;  Kasım Günleri ve Hızır Günleri. Gazi Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Halk Bilimi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Öcal Oğuz şöyle açıklıyor takvimi: “Kasım günleri, Miladi takvime göre 8 Kasım’da başlar, Hızır günleri ise Miladi 6 Mayıs’ta başlar.”

3 günlük Hızır Orucu ile bir dua gibi bu döngüsel süreci tekrar çağırdı Anadolu Alevileri.

Bu döngüselliği arketip olarak bilinç-altlarında taşıyanlar Toprağın Babası Hz Ali’yi ‘Haydar’ diye de çağırırlar. Hay; yaşam, Dar: Ev demektir. Haydar; yaşam evi. (1)
Hızır/Hıdır/Hadra kelimesi ise ‘yeşil’ anlamına gelir. Hızır, iki denizin buluştuğu yerde makamı olan bir Zat’tır. Kuran’da, ‘katımızdan bilgi verdiğimiz(Kehf – 65)’ tanımı ile Hızır’a gönderme yapıldığı söylenir. Hz. Hızır’la Hz. Musa’nın iki denizin buluştuğu yerde karşılaşmalarına yine simgesel olarak tanık oluruz kutsal metinlerde. Musa/Moşe/Mose kelimesi ise ‘sudan gelen’ anlamını taşır. (2) (Bu simgesel dilin -Hızır simgesi- en önemli yorumlarından biri Analitik Psikolojinin kurucusu Carl Gustav Jung’un ‘Dört Arketip’ isimli eserinde detaylı olarak yer almıştır.)

Hızır, darda olana yetişen, hayat kurtaran, zaman ve mekânla sınırlanmamış, her an karşımıza çıkabilen bir kurtarıcıdır. Bu sebeple bir dosta dua edilirken ‘Bozatlı Hızır yardımcın olsun’ denir. Hızır’ın hangi dilde, kültürde, inanışta karşımıza çıkacağı bilinmediği için ‘Her gördüğünü Hızır bil’ öğüdü dilden dile dolaşır bu gelenekte.

Merdi meydan eylemektir iyi er
Gafil olma kardeş çerağın söner
Her gördüğün Hızır bilmektir hüner
Hızır-İlyas Şâh-ı Merdan Ali’dir
(Şükrü Metin Baba)

Geleneğin yaşayan önemli öznelerinden Erzincanlı Yusuf Kemter Dede’yi ziyaret etme şansım oldu yakınlarda. Ete kemiğe bürünmüş Alevilik olan Kemter Dede, eşi Perihan Ana’nın dediğine göre 100 yaşına yaklaştı. Binlerce yıllık bir çınar ağacı gibi duran

Dede’ye sordum: Dedem Hızır nedir?

Cevabı: “Kişi kendini bilince, her daim Hakk huzurunda hazırdır, huzurdadır. Hızır olup insanlığa hizmet etmek gerek. İnsana hizmetten daha büyük bir ibadet yoktur. Baba himmet demişler, oğul hizmet denilmiş.”

Tüm insanlık deneyiminin imbikten süzülmüş sözcüklerini Yunus’un deyimi ile ‘Nedir diye sorana, bandım verdim özümü’ der gibi söyledi Yusuf Kemter Dede.
Hünkâr Hâce Bektaşi Veli’nin Tabduk Emre’ye kendi eliyle emanet ettiği Yunus Emre de aynı şeyi söylüyor:

“Bir hastaya vardın ise bir içim su verdin ise
Yarın anda karşı gele Hakk şarabın içmiş gibi”

3 gün Hızır Orucu tamam edildi. Bu bir töre. Törenin daha örtük bir biçimi ise gelenekte şöyle aktarılıyor:

İmam Ali Kabe’nin içinde doğan yegane kişidir. Annesi Fatıma -ki Hz. Muhammed’e de annelik yapmıştır- Kabe’nin temizliğini yaptığı esnada sancılanır ve Ali’yi doğurur. Ali 3 gün annesinden meme emmez. Ta ki uzakta olan Muhammed Mustafa’nın 3 gün sonra gelmesine kadar. Resul gelir, Ali’yi kucağına alır ve kulağına ezan okuyarak adını “Ali” koyar. (Doğduğu gün babası adını Eset; Aslan koymuştur) Sonra da kendi dilini emzirip annesine verir ve ondan sonra Ali annesinin memesini emmeye başlar. Böylece Ali’nin 3 günlük orucu tamam olur.

Anadolu’dan, büyük Ozanımız Ahmed Arif’ten bir ses yankılanır;

Doğdun, üç gün aç tuttuk,
Üç gün meme vermedik sana
Adiloş Bebem,
Hasta düşmeyesin diye,
Töremiz böyle diye,
Saldır şimdi memeye,
Saldır da büyü…

Not 1-2: Metin Bobaroğlu/ Simgesel Düşünme (Anadolu Aydınlanma Vakfı Yayınları)