By

Portakal,Mandalina,Orta-doğu

 

Meyve ve sebzenin mevsiminde bulunabildiği yıllardı. Mandalina, portakal, elma üçlüsü “meyve” kelimesinin dimağımızdaki yegâne karşılığıydı ve daha n’olsundu. Muhtemelen yerli malı haftası mandalina, portakal sezonuna yani Aralık ayına bilerek denk düşürülüyordu ki ülkenin büyük bölümünde elma formu dışında ağaçlarında meyve görmeyen çocuklar rengi, kabuğu, kokusu ve tadıyla acayip turunçgiller grubunun memlekette yetiştiğini görüp vatana daha bir hayran olsunlar.

3 tarafı denizlerle kaplı, 4 adet mevsimi olan, portakal, mandalina yetişebilen bir ülkeye kim hayran olmazdı ki? Çaktırmadan dünyanın diğer ülkelerinde yaşayan çocukların vatan topraklarındaki 2, bilemedin 3 mevsim durumuna hınzırca gülüp “güneş, deniz, mandalina ne büyük kıyak arkadaş!” deyip mutlu oluyorduk.

İlkokulda zemin bu coşkuyla oluştuktan sonra, ortaokul ve özellikle lisede memleketimiz etrafında komşular olduğunu, doğu-batı geriliminin tam ortasında diken üstü pozisyonda bizim memleketin durduğunu anlıyorduk. Mesele yalnızca mandalina, semizotu, güneş ve denizimizin onlarda olmaması meselesi değil, toprağımızın bitmek bilmez bir kavganın tam ortasında kalakaldığıydı.

Her güzelin bir kusuru var. Rusya’nın “sıcak denizlere bi inemedik ya!” derdi, Amerika’nın tam dibimizde “Dude, petrol bulduk!” nidasının bir türlü bitmemesi, Ortadoğu halklarının durup durup birbirini boğazlamasından aldığı zevk, bize “allasen durun artık, ömrümüzü yediniz” dedirtiyordu ve hala diyoruz.

“Yerli malı yurdun malı, herkes onu kullanmalı”. Mesele bu kadar basitken, kimse yerinde rahat durmuyordu.

aviary_1413049760779

Şimdilerdeyse “ayranı yok içmeye atla gider çeşmeye hükümetimiz” Ortadoğu’nun karakteristik zevk alma yöntemi olan insan boğazlama arenasına tepetaklak kendini atınca “biz bu Ortadoğu derdinden nasıl kurtulacağız arkadaş” diyen sade vatandaş sayısında artık ciddi artış var.

Ömrümüzü yediniz. İpi boynumuza hükümet takarken, basiretsiz muhalefetin “n’olur sehpayı ben tekmeliyim” dediğini duymuyor değiliz. Elimizde yurttaş olmanın masum iradesi dışında bir güç yok. Twitter da olmasa hepten bunalıma gireceğiz. (Büyüksün Jack Dorsey!)

“Ülkeyi Ortadoğu’dan taşımanın bir yolu” olmalı derdini Jack nerden bilsin!? Ekşi Sözlük’te sade yurttaş entry açtı bunu konuşuyor.

Ülkeyi Alıp Ortadoğu’dan Taşımak:

-imkân olsa da copy paste yapsak ülkeyi alıp pasifikin ortasında bi yerlere taşınsak. (aygedee)

-gece karanlığından faydalanılıp yapılması gereken eylem. gündüz çok dikkat çeker. (piromel)

-copy degil de cut paste ile taşınabilir belki, bu dünya ikinci süper güç Türkiye’yi kaldıramaz. (baklavası olmayan erkek)

-Rusya ile anlaşıp Yakutistan civarlarına takas yapmamız gereken taşıma. hem biz özümüze Orta Asya’ya dönmüş oluruz hem de Rusya boğazlar ve sıcak denizlere inmiş olur. (gezegen olan pluton)

-alternatifi, ülkeyi toprak doldurup, Ortadoğu ile aramızda kot farkı yaratmak da olabilir. böyle tüm ülke eyrie gibi olsun. (vardevela)

-doğudaki toprakları ege kıyılarına döküp ülkeyi genişletelim batıya doğru. güneyde de Kıbrıs’la birleştirelim. doğu çukurda kalır böylece. Hiç bir yabancı kara kuvveti de tehlike oluşturmaz. biz de keyfimize bakarız. sınırın öbür tarafında millet sevişsin isterse. (her gün takım elbise giyen uzun saçlı)

-hidrolik kriko lazım, otoketi kuvvetli bi arkadaş çiziktirsin atsın planı sanayide döktüreyim. (manuelcalavera)