By

Ölüler Arasındayız

 

Televizyonlardan, gazetelerde köşe yazılarından, twitter’dan, facebook’tan sayısız insan günlerdir aynı şeyi söylüyor:

- Sağduyulu olalım.

- Çatışmaya asla izin vermeyiz.

- Biz aynı toprağın insanıyız.

- Provokasyona gelmeyelim.

Tüm millet toplandık ve bize bakanlık, vekillik, başbakanlık yapan bir grup insanın yarattığı ve ısrarla yaratmaya devam ettiği gerilim ortamını düzeltmeye çalışıyoruz. Gerilim, çatışmalara sahne olmasın istiyoruz.

Ne garip. Her konuşmasında halkı ısrarla kutuplaştıran, öfke ve kine sürükleyen bir başbakanın TV konuşmaları bitiminde “Aman dikkat, bilerek yapıyor, sağduyulu olmamız lazım,” diyen bir halk var.  Dünya tarihinde böyle bir kare daha önce olmuş mudur bilemiyorum, ama bizim şu an yaşadığımız durum bu.

Başbakan ve çevresinde bazı isimler nefret söylemini tırmandırırken halktan Sami Elvan, Halil Karamanoğlu, Memur Teoman, Köylü Ekrem çıkıyor: “Biz bir vatanın evladıyız,” “Biz oyuna gelmeyeceğiz,” “Ben rüşvet almam,” “Estetik ahlâk benim varlık sınırımdır,” diyor…

Başbakan, 15 yaşında ölen bir çocuğun topraktaki masum bedeni karşısında hiç titremiyor. Ne garip…

Berkin’i terörist ilan edip kitlelere Berkin’in annesini yuhalatıyor. Yuhalamaları seyrediyor, seyrederken belki de ne denli güçlü olduğunu düşünüyor. Konuşmasında Burak Can’a kendince sahip çıkıyor; ölü bedenler üzerine seçim yapıyor, yaptırıyor.

Bu konuşma üzerine Berkin’in babası Sami Elvan şöyle diyor:

“İnsanları birbirine kırdırmak için elinden geleni yapıyor bu adam. 8 tane can almış hâlâ doymamış mı? İstanbul ‘a dönünce Burak Can’ın babasıyla kol kola girip onu utandıracağız. Başka bir şey demiyorum. Benim çocuğum misket oynayacak yaşta vefat etti. Misket oynayacağına toprağa verdik. Kimse galeyana gelmesin diye çocuklarıma yapılan tacizleri paylaşmadık. Biz helâl paralarla çocuklarımızı büyütüyoruz. Ne Burak Can’ın babası ne ben, ülkeyi kana bulamak isteyen bu adamın oyununa gelmeyeceğiz. Biz hiçbir gücün arkasında değiliz. Benim çocuğumun hiçbir siyasi görüşü yoktur. Ne Halil ağabey, ne ben bu oyuna gelmeyeceğiz.”

Burak Can’ın babası Halil Karamanoğlu ise:

“Berkin ya da benim oğlum. Benim için bir farkı yoktur. O da bir evlat benimki de bir evlat. Berkin’in de annesi babası var, benim de evlatlarım var. Sağ ya da sol fark etmez, herkes bizim evladımız. O cenaze şundan, bu bundan diye bir şey düşünemem,” diyor.

Ne garip. Televizyonlardan, köşe yazılarından, sosyal medyadan herkes Başbakana “Yaptığınız konuşmalar çatışma ortamı yaratır, çok tehlikeli yapmayın,” diyor, duymuyor. Hatta kalbinde evlat ateşi yanan babalar uyarıyor, asla duymuyor…

Ve biz ölüler arasında geziyoruz artık. Hz. İsa “Niçin diriyi ölüler arasında arıyorsunuz?” der.

mana-neyestani-2-e1279650864577

İnsan duyu organları aracılığı ile yaşama tanık olur. Hatta duyu organları yaşam denilen ortamdan aldığı dalgaları beyine iletir ve biz yalnızca beynin yaşam algısına tanık oluruz. Hayvanda da tanıklık aynıdır. Hayvandan kendimizi konuşma, düşünme ya da duygu ile ayırt edemeyiz. Hayvan iletişim kurarken Hint-Avrupa ya da Ural Altay dilini kullanmıyor sadece, hepsi bu. Hayvan düşünmüyor diyemeyiz. Öyle olsa karnını doyurmak için pusuya yatma işini gerçekleştiriyor olamazdı. Hayvan duygusuz da diyemeyiz, turnaların yaşadığı tek eşli aşka dair bilgilerimiz var.

Hayvandan kendimizi ancak “fikir etme” ile ayırabiliriz. “İnsan beyni”nin gördüğü yaşama “anlam”ı veren beyin değil, akıldır. Arı duru, yani dengede duran akıl. Vicdan dediğimizse işte bu dengede duran akıl. Mutasavvıflar “akıl”ı 5 mertebeye ayırırlar. Bu beş mertebe aynı zamanda varlık mertebeleri olarak ta tanımlanır:

Akl-ı Meaş, Akl-ı Mead, Akl-ı Salim (Selim/Salim/İslam), Akl-ı Nurani, Akl-ı Sultani

Akl-ı Meaş: Çıkar aklı. Bedeni koruyan, ihtiyaçlarını gideren akıl. Bu akıl, beslenmek, korunmak, üremektir üzerine faaliyet gösterir. Maddidir. Duyusal bilincin hizmetindedir, değer üretmez.

Akl-ı Mead: Adalet aklı. Dengelidir, değer üretir. Bu akla vicdan denir.

İnsan, varlık olarak Akl-ı Meaş’ta hayvan mertebesindedir. Hayvandan ayrışarak “insan” aşamasına geçişi ise ikinci akılda başlar ve beşinci aşamada tamamlanır, denilir. İnsanın “insan” olarak vücut bulması, varlığa gelmeye başlaması ikinci akıl olan vicdanda oluşur. “V–C–D, vicdan, vücûd, cûd, mevcûd, sücûd hepsi orada olur.” (1)

Aklın birinci aşamasında yani vicdanın olmadığı aşamada insan, kuru bir dal mahiyetinde vardır, fakat “insan” olarak yoktur, yok varlıktır, ölüdür.

Ölüler arasındayız arkadaşlar. Ölüler kendilerini “var” zannediyor. Ölüler kendilerini, ölü (nekro) halleriyle seviyorlar. Ölüler kendileri gibi olan ölüleri seviyorlar.

Ve Hz. İsa hâlâ sesleniyor: “Niçin diriyi ölüler arasında arıyorsunuz?”

Bu toprağın diri insanlarına;  Sami Elvan’a, Halil Karamanoğlu’na, Memur Teoman’a ve Köylü Ekrem’e selâm olsun…

(1)    Metin Bobaroğlu