By

O gün Divan Otel’de ne yaşandı?

“Deniz gözlüğü ve gaz maskesi silah değil” diyerek iddianameyi savcıya iade ediyor mahkeme. Geziyi soruşturan savcı da “Eylemciler Taksim’de havuza yüzmeye gitmedi” diyor bunun üzerine. İddianame bu kez mahkeme tarafından ‘makul’ bulunarak kabul ediliyor.

Evet, deniz gözlüğü ve gaz maskesi ile henüz Taksim’de havuz olmadığı için yüzmeye gidilmedi. O halde? O halde geriye bir tek ‘mantıklı’ alternatif kalıyor; deniz gözlüğü ve maskeyi silah olarak kullanmak. Bu yaratıcılık ruhu ile boş zamanlarda da parktaki çadırlarda atom bombası yapmak.

İktidarın ‘Gezi Darbe Girişimi’ hazırlıklarından hepimiz haberdarız. Gerçekleşecek gözaltı operasyonları için rakamlar bile konuşuluyor. Darbe nasıl yapılır bilmiyorum. Gaz maskesi ve yüzme gözlüğü eşliğinde yapılanını ise hiç duymadım.

Fakat bildiğim bir şey var; 15 Haziran Gecesi Divan Otel’de Gezi eylemcileri ölümle yüz yüze bırakıldı. O geceye ‘Gezicileri Toplu Öldürme Girişimi’ diyorum ve hala cevabını bilemediğim için soruyorum; savaş koşullarında düşmana dahi yaşatılmayacak pek çok şey neden o gece bize yaşatıldı?

9 Haziran 2013 – İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu gece saat 02.08’de Twitter’da. Vali’ye “Gezi Parkı eylemcilerine polis müdahale edecek mi?” diye soruyoruz. Vali Mutlu kızarak, “Hala anlayamayıp soranlar var. Müdahaleye hazırlık var mı, yok mu açık yaz, diyorlar. Yok diyorum yok, anlaşıldı mı acaba. İyi geceler…” diyor.

Sabah 05.57’de bize, Gezi Parkı eylemcilerine, Twitter’dan sesleniyor:

İki saat uyudum ve uyuyamadım. Sıcak yatakları yerine Gezi Parkı’nda yatan bu ülkenin gençlerine selam vermek için ayaktayım. Kendilerini sadece özgür birey, partiler üstünde yurttaş, hiç kimsenin peşinde olmayan, kendi düşüncelerinin savunucusu görenleri selamlıyorum. Günlerdir Gezi Parkı’nda duran bizim ülkemizin insanları ve gençlerine gecikmiş selamlarımızı iletiyorum. Sabahınız huzurlu olsun, merhaba… Her türlü eleştiriye açık bir sohbeti Gezi Parkı’nın kendini sadece özgür birey, yurttaş olarak tanımlayan gençleriyle yapmak istiyorum. Gençler, Gezi parkında kuş sesleri, ıhlamur kokusu ve arı vızıltısıyla huzurlu bir sabah varmış doğru mu? Aranızda olmak isterdim.

Aynı gün saat 11.52’de ise “Bir gönül için bin özür dilerim” diyor.

15 Haziran’ı kendi yaşadıklarım üzerinden anlatmam belki doğru değil fakat olanları basit, herkes tarafından anlaşılır şekilde başka nasıl anlatabilirim bilmiyorum. Buna bir yöntem bulamadım, bağışlayın. Benim tanıklığım yüzlerce tanıklıktan yalnızca bir tanesi.

15 Haziran Cumartesi akşamı. Gezi Parkı’ndayız. Cumartesi olması nedeniyle park çok kalabalık. Çocuklar da var, boyama atölyesi etkinliği sebebiyle. Parka bir müdahale olacağını hiç düşünmedik. Taksim Meydanı’na müdahale olabilir, ama Gezi Parkı’na olmaz diyorduk.

Hiçbir polis anonsu duymadık. Saat sanırım 08.40 civarıydı. Gaz kokusunu aldık, arkamıza dönüp parkın meydan yönüne doğru baktığımızda insanların birbirlerini ezercesine koştuğunu gördük ve tek çıkış yönü olan Divan Otel tarafına herkesle birlikte koşmaya başladık. Gazdan göz gözü görmüyordu. Bağrışmalar arasında tek düşündüğümüz, en yakın yere, Divan Otel’e sığınmamız gerektiği idi. Parkla Divan Otel arası kısa mesafede, sol tarafta Point Otel önünde polislerin sıralandığını görebildik. İçeride bir arkadaştan öğrendiğim kadarıyla, Point Otel yönündeki bu polisler Divan Otel’e sığınmaya çalışanlara plastik mermi ile ateş ediyorlardı. (Sözünü ettiğim kişi o gün Taksim Gezi Parkı eylemine motosikletle katılanlardan biriydi. Mermi kendisine isabet etmiş, üzerinde deri ceket olduğu için yaralanmamıştı.)

Divan Otel’e girebilenlerdendik. Panik ve korkudan insanlar birbirini eziyordu girişte. Otelin içine de gaz sıkılmıştı, nefes alamadan, çoğumuz yerde, insanlar çığlık atıyordu. Otel görevlileri paniği yatıştırmaya çalışıyorlardı. Fakat açık alanda gaza maruz kalmak gibi bir şey değildi yaşadığımız. Hiçbir şekilde nefes alamıyorduk, bu kez başkaydı.

Otel görevlilerinin yardımıyla lobi, -1 ve -2. katlara dağıldık. Polis içeri girmeye çalışıyor ve aralıksız otelin içine gaz sıkılıyordu. Bulunduğumuz katlarda nefes almakta çok zorlanıyorduk. Daha rahat nefes alabilmek için insanlar sürekli katlar arası koşturuyordu, fakat her kat aynı durumdaydı. İçeride astım ve panik atak krizi geçirenler de vardı. TOMA’ların sıktığı suya denk gelenlerin vücudu yanıyordu. “Doktor!” diye bağıranlara yetişebilecek sayıda doktor yoktu. Eylemciler arasında sağlıkçı bir iki kişi panik halinde nereye koşacaklarını şaşırmış durumdaydılar. İnsanlar kapalı alanda gazın etkisiyle kusuyorlardı.İçeride çocuklar da vardı.

Bir müddet sonra olanları Twitter’a yazmam gerektiğini akıl edebildim. “Bizi kurtarın!” diyerek başladım ve ne gördüysem, ne yaşıyorsak yazmaya başladım.

İçeride basın mensubu yoktu. Otel yakınlarına ne sağlık ekipleri ne de basın mensupları alınmıyordu anlaşılan. +1 Televizyonu’ndan Özlem Gürses Twitter sayesinde otelde olduğumu fark edip yayına bağlanmamı istemiş, Gürses ve Uğur Dündar’a canlı yayında olanları anlatırken, kanalı izleyenler otelin içinden gelen çığlıkları duymuştu. “Doktor yok mu?!” diye bağıranların sesi duyulmuştu.

Özlem Gürses, “Ayşe, kaç saattir oradasınız biliyor musun?” diye sorduğunda “Bilmiyorum,” dedim. Gürses’ten öğrendim, tam iki saattir Divan Oteli’nin içinde kapalı kalmıştık, zamanın ayırdında değildik.

Bu arada içerdeki insanların “Oteli yakabilirler mi?” sorusunu artık seslice dillendirmeye başladıklarına tanık oldum. Aklımdan aynı şey geçiyordu, fakat ‘‘Burası İstanbul, burada böyle bir şey yaşanamaz, Divan Otel binasında mutlaka helikopter alanı vardır ve muhakkak kurtuluruz’’ diyordum.

Bir ara 10-15 kişi cesaret edip otel kapısının dışına çıktık. Nefes almak istiyorduk artık ve neden otelde ısrarla gaza maruz bırakılıp kapatılıyorduk, anlamak istiyorduk. Dışarı her çıkışımızda yine gaz müdahalesine maruz kalıp tekrar içeri girmek zorunda bırakıldık.

Saatler sonra bazı televizyon kanalları ve sosyal medya sayesinde içeride mahsur bırakılanların ne yaşadıklarını artık tüm Türkiye ve dünya biliyordu. Bu sebeple önce sağlık ekiplerinin girişine izin verildi. Fakat çıkmamıza, evlerimize gitmemize izin verilmiyordu.

İçerde mahsur kalanların yakınları, duyan herkes Taksim civarına gelmişti. Polis barikatını kırıp bizi otelden çıkarmak istiyorlardı. Gelen telefonlardan ve Twitter’daki mesajlardan anlıyorduk ki on binlerce insan bizi gelip otelden almak istiyor, ama gelemiyorlardı. Onların gelmesine izin verilmiyordu, evet. Fakat neden bizim otelden çıkıp evlerimize gitmemize izin verilmiyordu? Bu sorunun bir cevabı yoktu.

Olayı medya ve sosyal medyadan öğrenen bazıları “Polis niye sizi bırakmıyor tuhaf, acaba polise mi saldırıyorsunuz?” diyordu. Saldırmadık, saldırana da tanık olmadım. Bazıları rahatça “İyi oldu size, orada ölün!” diyordu. Neyse ki bu mesajların sayısı çok fazla değildi.

Fakat hiç tanımadığımız binlerce insan şunu diyordu: “Korkmayın, sizi oradan mutlaka kurtaracağız!” Hiç tanımadığımız bazıları “Oradan çıkar çıkmaz bana haber verin, yakınınıza kadar geldim, telefonum şu…” diyordu. Hiç tanımadığımız bazıları “Oradan çıkacaksınız, vakit geç oldu, Taksim civarında kalabileceğiniz evleri ayarlarım, eve nasıl giderim diye düşünmeyin” diyordu (Bunu Twitter’da söyleyenlerden biri daha sonra öğrendim ki İtalya’da okuyan bir öğrenci).

15-16 Haziran gecesi 5 saatin sonunda dışarıdaki basın mensuplarının sayısı arttı ve onlardan cesaret alarak tek tek ve aralıklarla otelden çıkabildik.

Ertesi gün haberlerde “terörist” olduğumuzu öğrendik.

O geceyi yaşayan 100’ü aşkın kişi adına soruyorum;

Neden ‘müdahale olmayacak!’ beyanına rağmen müdahale edildi?

Neden kapalı alana yasal olmadığı halde aralıksız gaz sıkıldı?

Neden dışarı çıkıp hava almak isteyenlere izin verilmedi, çıkabilenler neden dışarıda da gaza maruz bırakıldı ve tekrar otele girmeleri sağlandı?

Neden saatlerce sağlık ekipleri ve basın mensuplarının otele girişine izin verilmedi?

Neden evlerimize gitmemiz saatlerce engellendi?

‘Gezi Darbe Girişimi’ denilen şey “yavuz hırsız ev sahibini bastırır”, “olmadı dener” den ibaret. Bizim alnımız açık. Darbe denilen şeyle bir ilgimiz yok. Referansı maske gözlük olan ‘Gezi Darbe Girişimi’nden önce ‘15 Haziran Gezi Eylemcilerini Toplu Öldürme Girişimi’ni açıklasın AKP Hükümeti. Bu, hukuken açıklığa kavuşması gereken ‘gerçek’ konudur.

Divan Oteli’nde yaşananlar – GALERİ