By

Masumiyet

 

Hepimiz kendi hayat hikâyemizin kahramanıyız. Fakat bazılarımız diğer insanların da kahramanı…

Bahe gibi…

1928 yılında Mardin’de doğuyor. Annesi Vedia aile lakaplarıyla Yahnilerden bir hanım. Babası Hanna aile lakaplarıyla Merrumelerden.  Bahe 4 kardeşin en küçüğü.  4-5 yaşlarına geldiğinde yaşıtlarına kıyasla zihinsel gelişiminin daha geç ilerlediği fark ediliyor Bahe’nin.

Önce babasını kaybediyor. Annesi tek başına kalınca çocuklarını alıp Suriye’ye gitmeye karar veriyor. Fakat Bahe’nin durumu karşısında çaresiz kalan, ona yeterince iyi bakamayacağını düşünen anne, O’nu kadim Süryani Geleneğinin o muhteşem manastırı Deyr-ul Zafaran’da bırakmaya karar veriyor.

Annesi bu kararı verdiğinde Bahe 10 yaşında. Giderken oğluna “Beni burada bekle, seni almaya geleceğim” diyor. Tüm ömrü boyunca manastırda annesinin gelmesini bekliyor Bahe. Tam 76 yıl. 

Bahe suryani darul zaferan

Mabetler; manastırlar, mescitler, havralar insan için ve insana öykünerek yapılır. Mabetlerin tüm simgeselliği insanı işaret eder. İnsanlar arasında bazı insanlarsa zamanla kendileri bir mabede dönüşürler. Duruşu, bakışı, sözü, gülüşü mabet olan insanlar ve mabetlerin varlığına öykündüğü yüce insanlar…

Rahip ve Rahibeler tarafından büyütülen Bahe, çocuk yaşta manastırda hizmet etmeye başlıyor. Hizmette ömrü boyunca kusur etmiyor. Yıllardır manastırı ziyarete gelenlere kapıyı ilk açan kişi O. Manastırın bekçisi, bahçıvanı, çobanı, temizlikçisi ve belki de baş duacısı.

Çoğu zaman suskun, ama “Nasılsın?” denildiğinde dünyanın en büyük hediyesi kendine verilmiş gibi coşkuyla sevinip sohbet etmeye koyulan Bahe’nin kimseye zarar verdiği ya da kızdığı da görülmemiş. Kızgın olduğu zamanlarda yalnızca kendine kızan, kendi kendine söylenen Bahe’nin kızgınlığını gidermenin yöntemi ise çok kolay; Ona söylenecek birkaç basit güzel söz, hepsi bu…

Bayramlarda Mardin’e mutlaka inip her aileyi tek tek ziyaret eden Bahe’nin bir başka sevinci de bu ziyaretlerde kendisine verilen hediyeler; havlu, atkı, şeker ya da kırmızı bir çift çorap…

Bizler Onu belgesel yönetmeni Haydar Demirtaş’ın çektiği “Misafir” belgeseli ile tanıdık. Bahe’nin hikayesini anlatan belgesel Cannes Film Festivali’nde, Diyarbakır’da düzenlenen Uluslararası Filmamed Belgesel Film Festivali’nde, Documanterist Uluslararası Belgesel Film Günleri’nde ve Uluslararası Della Lessinia Film Festivali’nde gösterildi.  8. Boston Belgesel ve Kısa Film Yarışması’nda “En İyi Belgesel” ödülüne layık görüldü.

Kadim tüm gelenekleri üzerine hal olarak giyinmiş bu Anadolu bilgesi, bir çiçek neden güzelse, bir nehir neden suskun ve zarifse öyle güzel, öyle suskun ve öyle zarif…

“Uyuyordum

Düşümde yaşamın neşe olduğunu görüyordum

Uyandım ve yaşamın hizmet olduğunu gördüm

Ve gördüm ki hizmet neşeymiş.”

Bahe ömrünün sonuna kadar manastırda insanlara hizmet etti ve annesinin sözünden çıkmadı. Onu manastırda son nefesine kadar bekledi. 76 yıllık bekleyişin sonunda Bahe 2 Nisan’da Deyr-ul Zafaran’da hayata gözlerini yumdu…

Derler ki; “Masumiyetin kalplere dokunmasının nedeni, kalbin içinde en masum nokta olan süveyda-ı kalptir. Süveyda-ı kalbe “sevda noktası” ya da “öz” de denir ve kalbimizdeki bu noktaya ancak hakiki masumlar dokunabilirler…”

Ruhun şad olsun Bahe Dede…

Ruhun şad olsun Pamir Bebek…

Anadolu’dan selam götürün gittiğiniz yere…