By

İşit, Ey Cemaat-i Anadolu!

 

“Bütün diktatörlükler bir fikirle yola çıkar, lakin her fikir biçimini ve rengini onu gerçekleştiren insandan alır.” Stefan Zweig

21. Yüzyılda bir katliam oldu. Yüzlerce insan öldü…

Başbakan, 19. yüzyıldan örnek vererek Soma’da yaşamını yitiren insanlar için şunu dedi: “Bunlar olağan şeylerdir, bunun (madenciliğin) fıtratında var…”

İnsanlık tarihinde bir başbakan, bir yönetici böylesi bir tespitte bulunmuş mudur bilemiyorum, fakat rahatlıkla söyleyebilirim ki sarf edilen bu cümleden sonra yaşadığımız her şey bir kâbus gibi. Zifiri karanlık…

“Bu cümleyi söyleyen ve bir vatandaşı tekme tokat döven biri bizim Başbakanımız nasıl olur?” sorusu… Tam bir zifiri karanlık…

Dünya’ya ait tüm olay ve olguları kendi anlayış düzeyi, kendi karakteri üzerinden okuyan, kendini mutlak zanneden ve bunu dayatan bir karanlık…

Yüzlerce ölü insan bedeni karşısında titremeyen zifiri bir karanlık…

aviary_1400334194703

(Fotoğraf: Agence Le Journal / Emrah Özesen)

Dilinde kutsal olduğunu düşündüğü bol miktarda kelime var; din, iman, dua, fıtrat, kader…

Bir insan çıksa ve günde bin defa “zenginim, zenginim, zenginim…” dese “zenginim” kelimesinin o insanın yoksulluğuna faydası ne ise “din” sözcüğünün de din-i-dar olana faydası ancak o kadar olur.

“Fıtrat” kelimesini; doğa, huy anlamında kullanıyor, kelimenin anlamı bu değil. Diğer kelimelerde de durum aynı; kader, kaza, dua, iman, doğa… Kelimelerin gerçek anlamları ile hiçbir bağ kuramadan onları yalnızca sarf ediyor, hepsi bu.

Doğa: Eski Yunancada “fisis” olarak geçen bir kelime. Bildiğimiz “fizik” demek.

Doğa Yasaları: İnsan bilincinden bağımsız ve nesnel olarak doğal olaylarda içkin bulunan yasalar. Yunanlıların deyimiyle “insanın koyduğu’na karşı bulunan ‘doğanın koyduğu” yasalar.

Bir şeyin doğasında bir şey var derken “yasası şu demektir” demek istiyoruz. Bu öyle bir yasa ki tam bir zorundalık olarak duruyor karşımızda. Mesela:

-Su 99.98 derecede kaynar ve 0 derecede donar. Neden? Nedeni yok. Suyun kendi doğası, yasası bu.

-İnsan hiç yemek yemeden ortalama 1 ay, su içmeden ortalama 7 gün yaşar. Belirli bir düzeyde oksijensiz kalırsa ölür. Neden? Nedeni yok. İnsan bedeninin doğası, yasası bu.

Doğanın yasalarını bilmek, doğalı bilmek, insanı bu yasalar karşısında önlem almaya iter ve onu korur.

Doğal dediğimiz bu yasalar evrensel ilkeler gibi her yerde ve herkes için geçerlidir. Su İstanbul’da 0 derecede donarken, Roma’da -5 derecede donmaz. İstanbul’da su içmediği için bir haftada insan yaşamını yitirirken, Paris’te 1 yıl susuz yaşanıyor olması imkânsız.

“Madenciliğin doğası” diye bir tanım yapılabilmesi “akıl” açısından mümkün değil. “Madenciliğin doğası-yasası ölümdür,” denilebilmesi için bunun her yerde herkes için geçerli bir yasa olması gerekir –ki öyle değil.

Madencilik, deprem, tsunami vb. gibi bir “doğa olayı” da değil.  Kaldı ki doğa olayları da olayın yasası (matematiği) tam olarak bilindiğinde doğanın bir dayatması olmaktan çıkıp, insana secde eden bir kazanıma dönüşüyor, dönüşebilir. “Meleklere insana secde edin dedik…”

Belki bir gün fay hatlarının ya da tsunamilerin açığa çıkardığı enerjiyi denetler ve çıkan enerjiyi ısı enerjisine dönüştürür, ısınırız. Ve belki kömür madenleri kazımak zorunda kalmaz yoksul olanlarımız…

Soma’da yaşamını yitiren canlar, bizi bağışlayın…

28 yaşında toprağa verildiğin gün bir oğlun oldu Ergün Sidal… Ergün, nasıl senden helallik alacağız bilmiyorum… Kaderini sen değil, biz yazdık… Senin varlık iradene hüküm koyduk… Bunun vebali çok ağır…

Kadim Anadolu geleneğinde sorarlar: “Kader nedir, Kaza nedir?”

Gelenek cevap verir: “ Diyelim ki açsın. Ve önünde farklı yiyecekler var; ekmek, pilav, elma… Aç olman senin kaza’n, karnını ne ile doyurursan o senin kaderin olur. Ya ekmek, ya pilav, ya elma…”

“Bütün diktatörlükler bir fikirle yola çıkar, lakin her fikir biçimini ve rengini onu gerçekleştiren insandan alır.”

Tüm diktatörler zalimdir, fakat hepsinin cahil olduğunu söyleyemeyiz. Bilmek de insanı tek başına merhametli kılmaya yetmiyor. Bilgi, merhametle buluştuğunda ise açığa çıkana “insan” deniliyor.

Bize zulüm ve cehalet aynı anda denk düştü…

İşit, Ey Cemaat-i Anadolu:

“Bir toplum kendilerinde bulunanı değiştirmedikçe, Allah onlarda bulunanı değiştirmez…” (Enfal-53)

Artık işit, bu karanlık senin kaderin değil!