By

İrtica Geldi

28 Şubat 1997’de kimilerimiz yeni yetme genç, kimilerimiz çocuktuk. Gezi’de sokaklara dökülen milyonlarca gence Mağdur Siyaseti “28 Şubat’ta neredeydiniz peki?” diye bağırdığında “arkadaş, bu 28 Şubat’ta ne ki?” diyenlerin sayısı ise epey fazlaydı.

97’nin 28 Şubatı “irtica geliyor!” başlıklı bir askeri tepki ve “Post-Modern Darbe” olarak tanımlanıyor.

(Not: post-modern kelimesi mevzuyu tam olarak çözemediğimiz, kimlik veremediğimiz her türlü durumda, konuyu anlamış gibi yapmamızı sağlayan portatif, kullanışlı bir kelimedir.)

RP-DYP Koalisyonu kurulmasının ardından 28 Şubatı tetiklediği söylenen epey olay mevcut. Bazıları:

“Yaşasın Hizbullah” ve “Şeriat isterik” gösterileri. Susurluk’ta meydana gelen bir trafik kazasında mafya, siyasetçi, polis ilişkilerine Başbakan Erbakan’ın ‘fasa fiso’;  Adalet Bakanı Şevket Kazan’ın “aydınlık için bir dakika karanlık” toplumsal eylemi için “Mumsöndü oynuyorlar” demesi. Başbakan Necmettin Erbakan’ın Başbakanlık Konutunda tarikat liderleri ve şeyhlere iftar yemeği vermesi. Sincan belediyesinin düzenlediği Kudüs gecesinde Star muhabiri Işın Gürel saldırıya maruz kalması.

Sonra:

4 Şubat’ta Sincan’da askerler 20 tank ve 15 zırhlı araçla geçiş yapıyor.

(Not: 31 Mayıs’tan beri Tomaların memleketin sokak ve meydanlarında yerleşik düzene geçmesi 28 Şubat dönemi ile değil, 80 darbesi ile benzerlik gösterir)

28 Şubatta MGK özellikle tarikatların ve Kuran kurslarının denetimi ile ilgili bir takım sert kararlar tebliğ ediyor. Nereye? Siyasi iradeye.  28 Şubat’ın demokrasiye bir darbe olarak nitelendirilmesinin sebebi işte burada yatıyor: askeri iradenin siyasi iradeye yön vermesi.

Kararlar sonrası inanç ve basın özgürlüğü konusunda yoğun denetim ve cezalar dönemi başlıyor. Bugünün “mağduruz” refleksinin temel nedenlerinden olan bu dönem, mağduriyet giderilse dahi refleksi alışkanlık yaptığı için “mağduriyet” siyasetin ana malzemesi olarak tarihe tam giriş yapıyor.

Genç ömrümüz “irtica ha geldi ha gelecek!” cümlesini duymakla geçti. Yıllarca “gelse de artık şu cümleden bi kurtulsak” dediğimiz irtica, özetle: siyasetin din argümanları ile yapılması ve bu anlayışın iradeye gelmesi demek.

İrtica nihayet geldi.

irtica geldi

(çizer: Levent Kalem)

İktidara gelince uzun süre kendine kimlik bir tanımı yapamadı. Sonra “aha buldum!” heyecanıyla “ben muhafazakâr-demokratım” deyip yola koyuldu. Gel zaman git zaman “demokrasi ile muhafazakârlık bir arada olmuyormuş, demokrasi de nedir ki?” deyip kendine geldi ve coştu.

Previously On İrtica:

“üç çocuk yapın – hayatı şişenin içinden görenler – bitaraf olmayan bertaraf olur – ucube heykel – tıksırıncaya kadar içiyorlar – bu özel değil genel – kendisi de Alevidir ya – kız mıdır kadın mıdır? – affedersiniz Rum – dindar nesil yetiştireceğiz – her kürtaj bir Uludere’dir – içki içiyorsa alkoliktir – ucube Cem Evi – kafa kıyak dolaşan nesil – iki ayyaşın yaptığı yasa”

The İrtica’nın belalı twitter ekranlarından yolsuzluk tapelerinin gösterime sunulmasıyla anladık ki yıllarca “ha geldi ha gelecek” denilen irticanın “Allah-Din-Hak-Başörtü-Mağdurum” içeriği ile hazırladığı “Previously On İrtica” Teaser’ı yalnızca filmin gişesi için genel kitle düşünülerek hazırlanmış bir PR’dan ibaret.

İrtica, ideolojik dinin siyasi iradeyi ele geçirdiğinde milletin parasını milletin meclisini kullanarak cebe indirmesi, yakayı ele verdiğinde ise adaleti, hukuku, özgürlükleri kendine göre düzenlemesi demekmiş.

İrtica, yolsuzluk görüşmelerine “selamın aleyküm”le başlayıp para paylaşımını karara bağlayınca arada “milletin a.. koyacağız” dedikten sonra, görüşmenin “inşallah” la bitirilmesiymiş.

İrtica, 10 milyon dolarlık rüşveti az bulup sinirlenerek ekrana çıkıp dolandırılan millete “bunlar solcu, ateist, terörist” diye bağırmakmış.

İrtica, evlerinde kutu kutu milyon dolar nakit rüşvet para çıkan bakan çocuklarının, rüşvet veren, para transferi yapan adamların hukuk hiçe sayılarak salıverilmesi, 28 Şubat’ı “yolsuzluk helaldir günü” olarak tarihe yazmakmış.

“ha geldi ha gelecek” denilen irticayı tanıdık.

İrtica için yalnızca demokrasi değil din de bir araçmış.

Peki, kıblesi para olan irticaya şimdi ne olur?

Cumhuriyet tarihinde uzun süre “asker-irtica” ya da “dindar-laik” karşılaşmasını duyduk, okuduk belki de yaşadık. İrtica geldi “askerle hesaplaşacağım” dedi ve birçoğunun sahte olduğunu şimdilerde kendisinin de kabul ettiği belgeleri kullanarak kendince hesap yaptı.

Fakat şimdi tarihimizde ilk kez siyasi iradede yeni bir hesaplaşma yaşanıyor: dindarlarla–dindarlar arasında.

The İrtica’nın son sahnesi işte bu hesaplaşma.

“30 yıldır ateistim böyle Allahsız görmedim” günleri bunlar. ( tweet; @fakir_bey )

Hesaplaşmanın sonucunda ne olur?

Dindarlar çıkıp “Türkiye Cumhuriyeti Şeyhler, Dervişler, Müritler, Meczuplar Memleketi Olamaz.” “doğru söze ne denir!” noktasına gelebilir. Siyasetten arınmış arı duru dinin yaşanabilmesi için Laikliğin şart olduğu sonunda anlaşılabilir.

Modernizmin kazanımlarının kıymeti bilinebilir.