By

İlkeli Düşünmek Lüks Tüketim Malzemesi Değildir

 

“Memlekette ilke falan kalmamış, parlamenter sistem elden gidiyor, diktatörlük resmiyet kazanacak ve sen tutturmuşsun “evrensel ilkeler!” diyen arkadaşların sayısında bir miktar artış var.

İlkelerde ısrar etmek, çoğunluğa reel gerçeklikten uzak, romantik, ütopik ve naif geliyor olabilir. Fakat belirtmeliyim ki; düşünürken, yazarken, önce kendimi sonra başarabilirsem birkaç arkadaşımı “düşünce üzerine düşünmeye sevk edebilir miyim acaba?” sorusunu samimiyetle kendime dert ediniyorum. Yazı yazmaya bu sebeple başladım ve bu sebeple yazıyorum, hepsi bu.

Geçmişin gerçekliği, anıları, referansı üzerine inşa edilmiş “şimdi” ile uzaktan yakından alakası olmayan bir “şimdi” tanımı üzerinden akıl yürütenler, taptaze olan “Şimdi”nin, “her an bir şendedir” ifadesinin idrakinde olamayabilirler.

İlkesel düşünmeyi, ütopya ve romantizm alanında değerlendirenler ya romantizm tanımından ya da tarihin nasıl varlık alanında yerini aldığından haberdar olmasalar gerek.

“Parlamenter sistem elden gitmesin” başlığı altında sözde “reel-politik” dehalarını serimleyenler sayesinde “reel politik” tanımı bugünü kurtarmaya odaklanmış gündelik aklın (ki buna akıl değil zihin demek daha yerinde olacaktır) eğlencesine dönüşmüş durumda.

Reel Politik tanımı geleceği kapsayan bir tanım olmakla birlikte bugün içi boşaltılmış anlamıyla “reel politik” e (mevcut durumu kurtarma hareketi) uyum sağlamayan birkaç özneyi hatırlayalım;

Sokrat; ilkelerinden vazgeçmediği için hapse atıldığında baldıran otu zehri içirilmeden önce hapisten kaçma olanağına sahipti. Mevcut koşullara göre strateji belirleyip hapisten kaçmak yerine kendisine bu teklifte bulunanları sert bir dille eleştirdi, ölümü tercih etti ve tarih yazdı. Kendisinden önce insan merkezli değil, doğa merkezli düşünen tüm felsefi düşünceleri “kendini bil” önermesiyle yeniden dizayn etti ve “insan” kavramı böylece felsefeye konu olabildi.

Hypatia; İskenderiye’de bir kadın filozof, matematikçi, astronom ve fizikçiydi. Dönemin en güzel kadınlarından biri olarak anılan Hypatia’ya üst düzey yetkileri olan pek çok erkek âşıktı, onu ilkelerinden şayet vazgeçerse koruyacaklarını defalarca belirtmelerine rağmen o vazgeçmedi. Bu sebeple çırıl çıplak soyularak taşlanmak suretiyle öldürüldü. Fakat Hypatia bilim dünyasına yön verdi.

Hz. İsa, çarmıha gerilmeden önce kendisini sorgulayan Valiye mevcut koşullar üzerinden hareketle ilkelerinden geçici olarak taviz verebilirdi fakat ölümü göze almayı tercih etti. Hz. İsa kimilerine göre çarmıhta göğe ağdı, kimilerine göre ise çarmıhta vefat etmedi, yalnızca insanlar öyle zannettiler –ki Kuran bu yönde bir ifade kullanır- ama en nihayetinde ölümü göze alarak ilkelerinden vaz geçmedi. Kendisine inanan yalnızca 12 kişi vardı ki bunlardan biri onu ihbar eden kişi oldu. (Yani İman edenler toplam 12 kişi dahi değildi.)

Hz. Muhammed; reel politiğin dışında bir tavır sergiledi. Çok büyük tepkiler ve eziyetlerle karşılaştı. Yoksul yaşadı. Onu anlayan, varlığı ile iman eden kişi sayısı 40 kadardı. Tarihin akışını değiştirdi.

İmam Hüseyin; mevcut koşullarda sessiz kalması ve kendi ilkelerinden vazgeçip geçici olarak biat etmesi hem onun hem Kerbela’da şehit olan canların hayatını kurtarabilirdi. İmam Hüseyin vazgeçmedi ve şehit oldu. Tarihe şekil verdi.

Mustafa Kemal Atatürk; koşullar bir kurtuluş savaşı vermeye müsait değildi. Saltanat ve hilafeti korumak için koşullar gereği İngiliz ya da Amerikan mandası olmak daha akıllıca geliyordu çoğunluğa. “Önce mevcut durumu koruyalım sonra bir ara bağımsız oluruz” yaklaşımını Atatürk şiddetle ret etti. “Özgülük bir ilkedir asla vazgeçilemez” dedi ve tarihi değiştirdi.

Bu öznelerin tarihe yön vermesinin nedeni “romantizm” değil fakat arı duru akıl üzerinden ilkesel duruşlarıdır.

Tarih yaşanırken kimilerinin gözüne ölüm (kayıp) olarak gözüken durum, küllerinden doğmak ve böylece bizzat tarih yazma eylemidir.

Bize düşen bu yüksek karakterlerin fikirlerine muhatap olma gayretidir.

Phoenix-Fabelwesen

Anka Kuşu hikâyesini bilirsiniz. Ölümsüzlüğü anlatır.

Anka kuşu, öleceği zaman: bir tür ateş olur ve kendini yakar. Daha sonra ise, küllerinden yeniden doğar. Kuşun yanmasına: “cehenneme iniş”, yeniden doğmasına ise “arınma” denir.

Son bir hatırlatma;

İlke, bir sistemin temelinde bulunan ve sistemin varlığı ve tutarlılığının kendisine bağlı olduğu temel yasadır.