By

Hiç Endişem Yok!

 

Ekmeleddin İhsanoğlu’nu tartışıyoruz. Konu “Eklemedir koca konak” tespiti çevresinde dönüyor.

Tespit şöyle:

Ekleyen: Exeter İngiliz Şövalyeleri ekolü, konak; bizim cumhurbaşkanlığı köşkü.

Niye illa birileri ekleme yapıyor? Çünkü bağımsız değiliz. Kurgulanmış “ideolojik İslam” yumağından çıkamıyoruz, istenmiyor. “Madem çıkamıyoruz o halde mevcut durum üzerinden oyun kuralım, reel-politik yapalım arkadaş,” diyoruz.

Konuyu Sayın Ekmeleddin İhsanoğlu’nun şahsiyeti üzerinden algılayanlarımız da bol miktarda; İslamofobi yapmayalım uyarıları havada uçuşuyor.

“İslam” (kelime anlamı: barış) barış olmaktan çıkıp siyasi idarenin elinde yalnızca bir “erk” ve savaş aracı olarak Ortadoğu’yu, Kuzey Afrika’yı vb. yıllardır inletiyor ve biz hâlâ siyasetin din ile anılmasını yadırgamıyor, dersimizi alamıyoruz.

Niye? Çünkü reel-politik… Peki.

“Laiklik nedir?” konulu uygulamalı kurs görüyoruz tarihin içinde ve belli ki eğitim az daha uzayacak.

depresyonun-nedeni-nelerdir-depresyon-hastaligi

2005 yılında 30 ülkenin katılımıyla Fransa’da bir “Uluslararası Laiklik Sempozyumu” gerçekleşmiş, Le Monde gazetesinde de “Manifesto” başlığı ile sonuç bildirgesi yayınlanmıştı. Sonradan Fransa’nın uygulamaya koyup, yanıldığını anladığı an geri çektiği “Pasif Laiklik” adında yeni bir laiklik tanımı vardı bildirgede. Bizde uygulamaya konulmaya çalışılan, algılarda yavaş yavaş bir evrensel ilke niteliğinde olan “Laiklik” ilkesinin içini boşaltmaya dönük bir tanım.

Özetle; devletin tarafsızlığı verili (zaten tarafsız olgunluğuna erişmiş) olarak kabul ediliyor, kamusal alanda devleti temsil eden bireylerin kendi dini inançlarını bu alanda özgürce yaşayıp aynı zamanda “alanda” kendi inançlarından bağımsız/tarafsız kalarak laikliğin koruyucusu olmaları bekleniyor.

“Pasif Laiklik” tanımında en hassas nokta ise şu; laiklik “demokrasi ve özgürlük” kavramlarından sonraya atılıyor. Yani “Önce demokrasi ve özgürlük sonra laiklik nasılsa gelir,” gibi bir tanım yapılıyor.

Daha yalın şöyle ifade edilebilir; hem devlet hem yurttaşlar “demokrasi ve özgürlük nedir?” tanımlayabilmişler ve bu şuur düzeyini yakalamış bir toplum var ve bu toplum zaten kamusal alan (toplum) ile bireysel (mahrem) alan ayrımının bilincinde olduğu için laiklik var olabiliyor. Peki.

Ortadoğu, IŞİD denilen vahşi terör örgütünün İslam adına insan başlarının bedenlerinden rahatlıkla ayrıldığı bir dönemi yaşıyor. Önlerine bir bardak şarap bir bardak insan kanı verilse tereddütsüz insan kanı içeceğine emin olduğumuz bir kelp sürüsüyle karşı karşıyayız. Ve siyasi reflekslerimizi hâlâ “din” üzerinden belirliyor, laikliğin Ortadoğu’nun yegâne kurtuluşu olduğunu, laiklik bir zorundalığa ve ilk önceliğe dönüşmedikçe “demokrasi ve özgürlük”lerin gel-e-meyeceğini göremiyoruz.

Mustafa Kemal Atatürk’ün “laiklik” tanımına tüm İslam coğrafyasının muhtaç olduğunu bir türlü idrak edemiyoruz:

“Laiklik asla dinsizlik olmadığı gibi sahte dindarlık ve büyücülükle savaşma kapısı açtığı için gerçek dindarlığın gelişmesi olanağını sağlamıştır. Laikliği dinsizlikle karıştırmak isteyenler, ilerleme ve canlılığın düşmanları ile gözlerinden perde kalkmamış doğu kavimlerinin fanatiklerinden başka kimse olamaz.” (M. Kemal – 1930)

Neden evrensel insanlık ilkelerini gözeten, kendi inancını ya da inançsızlığını yalnızca kendi kişisel yaşantısında (mahrem) önemseyen bir ismi değil de, “İslam” referansı ile (-ki Sayın İhsanoğlu “İslam” ana başlığı altında tanınan bir akademisyen olarak, Teoloji ya da İslam Tarihi konularında münazara yapılabilecek bir şahsiyet olabilir) dar bir çevrenin tanıdığı bir ismi konuşuyoruz?

Çünkü “Laiklik nedir? Niye bize lazımdır?” başlıklı, tarihte pratik uygulamalı dersimiz henüz bitmedi. Laikliği öğreneceğiz ve (başta İslam çevreleri olmak üzere) “Lütfen gel!” diyeceğiz ki bu ilke tarihte yerini alabilsin.

Ve ayrıca daha da önemlisi; şimdilik “İslam nedir?” konuşmaktan kaçıyoruz. Tartışmayı “Sakız çiğnersem orucum bozulur mu?” düzeyinden “Men arefe nefsehu fekad arefe Rabbehu” (Kendini bilen Rabbini bilir) düzeyine getiremedik.

Nefs (kendilik) dediğimiz henüz sakıza takıntılı beden, Rabb zaten bizim dışımızda bir yerlerde, nerede olduğunu Allah bilir (Teolojide “Allah” ve “Rabb” farklı kavramlar olarak anılmaktadır).

Laikliğin değerini anlamasak da, İslam’ı konuşmaktan kaçsak da nasılsa “bir gün” değer bileceğiz ve nasılsa “İslam nedir?”, BİR GÜN konuşmaya başlayacağız…

Hiç endişem yok!