By

Defansa Gel, Kaçma!

 

Birkaç gün içinde bizim yakada olanların bazıları:

Ormanların talanıyla ilgili iki yönetmelik resmi gazetede yayımlandı.

Durum şu: Ormanlık alanlarda enerji üretim santralleri, petrol ve doğalgaz boru hattı, petrol ve doğalgaz arama tesislerinin kurulmasına izin verildi. Ayrıca, haberleşme tesisleri, işletilme ve yeraltı doğalgaz depolanmasına ilişkin tesisler ile eğitim ve spor tesislerine, yol, liman geri hizmet alanı, havaalanı, demiryolu, teleferik hattı, tünel gibi ulaşım tesislerine de izin verildi. Bi’ de ormanlık alanlar içinde, balık üretim tesislerine, odun kömürü gibi işletilmesinde ağaç kullanılan ocaklara, define aramasına, arkeolojik kazı ve restorasyon yapılmasına da izin verildi.

(Belki lazım olur diye bir not: Türkiye, 1980’de en çok ormanı olan 33. ülke. 1990’da 55. sıraya geriledi. Şimdi ormanlarını en hızlı talan eden 2. ülke.)

Mit yasası meclisten geçti. Yasanın içeriğinin nasıl bir diktatorya güvencesi içerdiğini bilmeyen yok sanırım.

Detay yazmadan, şöyle ki: Sonunda hepimiz teröristiz, çok şükür.

“Ötüken Operasyonu” diye bir şey çıktı. Fasit daire gibi. “Ateş bizi çağırıyor” günleri geri geliyor.

(Öylesine bir not: Ateş hiç gitmedi.)

(Yazar burada ekstra bir not yazma ihtiyacı hissetti: Operasyonlara Ergenekon, Ötüken isimlerinin verilmesi de ayrı bir komedi içermektedir. Kavramların içi boşaltılarak, toplum miti (toplumsal bilinçaltı – maya) denilen dokunun parçalanması amaçlanmaktayken GTA oynayan gençlerin “Ergenekon, Ötüken de ne ki?” diyerek internette yaptıkları sörçlerle tarihle bağ kurmalarına ve toplumsal mitin yeniden uyandırılmasına “istenmeden” katkı sağlanmaktadır.)

Dar Seçim Bölgesi gündem listesine giriş yaptı.

Mevzu şu şekilde: Bu sistemde, baraj değil %5’e, %0’a dahi indirilse dünyanın en orantısız seçim sistemi hayatımıza girmiş oluyor. Bölgelerin önem kazandığı bir sistem. Sistem uygulanırsa, oy oranlarının bölgelere göre yoğunlaştığı Türkiye’de olası tablonun şu olması beklenebilir: AKP oy oranının çok üzerinde temsil edilir, açık farkla birinci parti olur. Ana muhalefet partisi BDP olur. CHP kıyı bölgeye hapsolur. MHP ise yok olur gider.

(Mühim not: “Demokrasi”.  En güzel bi’ şey.)

depresyonun-nedeni-nelerdir-depresyon-hastaligi

Bu kadar haber yeter. “Bittik, mahvolduk!” tweetleri’nin yoğunluğundan zaten anlaşılıyor ki, bu hafta ağır geldi bize.

Bu “son zifiri karanlık sürecine” giriş zaten bazılarımızın beklediği bir şeydi. Biraz sadistçe bir yorum olabilir ama “hakiki sabah aydınlığı”ndan önceki bu karanlığın zifiri olmasına benim kişisel yorumum şöyle; gayet iyi oluyor.

Bir Uzakdoğu bilgelik hikayesidir:

Öğrenci, öğretmenine bir gün sormuş:

-Efendim, İkimiz de aynı şeyleri yapıyoruz. Siz de benim yediğim, içtiğim şeylerden yiyip içiyorsunuz, meditasyon yapıyoruz ikimizde, ikimizde aynı süre uyuyor, aç kalıyoruz. Fakat siz bilgesiniz, ben değilim. Sizde ne değişmiş olabilir ki?

-Evladım, ben bu manevi yola çıkmadan önce baktım orman orman, nehir nehir, dağ dağ. Sonra yola çıktım baktım ki, orman orman değil, nehir nehir değil, dağ dağ değil. Sonra yolculuğu tamamladım, baktım orman yine orman, nehir yine nehir, dağ yine dağ.

Öğrenci bunun üzerine şaşırıp tekrar sormuş:

-E peki ne değişti o zaman?

Öğretmenin yanıtı:

-Ben değiştim evladım.

Türkiye Cumhuriyeti’nin bize kazandırdığı ilke, devrim ve kazanımları kimilerimiz anti-demokratik, hatta faşistçe buluyorduk. Kimilerimiz kazanımlar ‘salt biz rahat yiyip, içip, gezelim, konforumuz bozulmasın’ diye getirildi sanıyorduk. Mevcut kazanımları belli ki hak etmiyorduk.

Demek ki gerçekten hak edelim diye artık bizim değişmemiz gerekiyor.

“Öldük, bittik!” diyerek morali bozulup geri çekilenleri bilemem ama diğerlerimiz için Gezi’den bir duvar yazısı:

“Allah’ını Seven Defansa Gelsin!”

                                                 “Geldikleri gibi giderler…”