By

Çay Gerçek Gerisi Yalan

 

Hava soğuk.  Ağaçlardaki son yapraklar pıtır pıtır düşüyor. Kış dediğin soğuk olur, az karanlık olur, insanın içi çekilir, dokunsalar depresyona girecek kıvama gelirsin. Depresyona girsen yakanı orada da bırakmaz kış, “Bu ne ya” deyip sıkılır, geri çıkarsın. Kış, insanın kendine yakışanı bilemeyip kendini şekilden şekle koymasıdır.  Tarkovsky –Lars – Nolan üçgeninde “Ice Age” neşesi bulmaya çalışırken bünyenin bitap düşmesidir kış.

Hava soğuk. Bi çay olsa da içsek. TV’den Erdoğan’ın sesi geliyor; “Darbe yapacaklar-dı!!1!” Darbe kadrosuna “Gezici – Kemirgen” kulvarından dahiliz. Darbe demişken aklıma geldi; Dabbe filmini hiç izlemedim, insanlar nasıl izliyor bilemem. Google’da “Darbe nasıl yapılır?” diye arama yapsam çıkar mı acaba? Geçen gün “Un helvası nasıl yapılır?” diye bakmıştım gerçi. Un helvası değil de beyaz peynirin üzerine kuşburnu marmeladını sürünce çayın yanında güzel gidiyor gerçekten.

Erdoğan; “Bunlar vatan haini!!11!!” diye bağırıyor. Beni de kastediyor mu acaba? Muhtemelen evet. Akp’ye oy vermeyen herkes hain. Çünkü mantıksız. Gerçi kalabalığız, ülkenin yarısından fazlası vatan haini. Fuat Avni yazdı; ilk etapta 400 kişiyi toplayacaklarmış, 150’si gasteci. Erdoğan’da “İnlerine gireceğiz!!” dedi zaten. Geçen gün bi arkadaşım “Gidelim bu ülkeden” dedi. Ben “Hava soğuk parmağımı çıkarmam kapıdan dışarı,” dedim.

Oxford Üniversitesi’nde “İnsanlığın Geleceği Enstitüsü” diye bi enstitü var. Başkanı Nick Bostrom. Aslen İsveçli. 1973 doğumlu. Yüzyılın 100 filozofundan biri diye anılıyor. Bostrom Şubatta Türkiye’ye gelecek. Geçen sene yakın iki arkadaşıyla birlikte öldükten sonra bedenlerinin -196 derecede dondurulması için epey yüklü bağış yaptılar cryonics şirketlerinden birine.

-196 derece çok soğuk bir derece. Ölünce hissetmez insan gerçi.  Bostrom evrenimizin bir simülasyon olduğunu söylüyor. Türkiye’de dâhil bu evrene. İnsan hakikaten korkuyor  “Ya Türkiye hariçse” diye.  Allah muhafaza. Simülasyonu Matrix’deki  Morpheus Neo’ya anlatmış, Neo anlamayınca kırmızı hapı içirmişti hani.

Erdoğan; “Türkiye Cumhuriyetini bir makine gibi düşünün… Asla bu makinenin eskisi gibi çalışmasına izin vermemeliyiz!” diyor.  Konuştukça sesindeki sinir desibeli makine dişlisindeki gibi artıyor.

Kışın biri çıkıp “Mavi hapı mı, kırmızı hapı mı içersin?” dese ben direkt “Çay içerim” derim. Sinemada simülasyonu anlatan ilk film Matrix değildi. Hücre filmiydi. Jennifer Lopez çok güzel oynamıştı. Bir makineye bağlanıp simülasyonda geziyordu.

Geçen günde Hülya Avşar Ak-Sarayı gezdi; “Benim evim daha gösterişli,” dedi. Saraydaki bardağın tanesi 1000 lira, klozet kapakları makama göre 5000 lira ile 10.000 lira arasında değişiyor. İnsan, Hülya Avşar’ın klozet diye külçe altınlara oturuyor olabileceğini düşünmeden edemiyor tabii.

Erdoğan; “Yineliyorum Cumhurbaşkanlığı Sarayı bizim itibarımızdır, itibardan da tasarruf etmek doğru değildir,” diyor.

Metrobüste oturacak boş yer bulunca elini ayağını sevinçten nereye koyacağını bilemeyen, eli ayağı sabitleyince bakışları Ak-Saray’ın camından dışarı bakıyormuş gibi itibarlanan vatandaş’ın yarısından fazlası vatan haini ve darbeci.

Erdoğan “Geçenlerde Cameron’a sordum…” diyor, TV’yi kapatıyorum.

Yarısından fazlası darbeci yurttaş olan bir ülkede Cumhurbaşkanı olmanın derdini Cameron’nın anlayacağını düşünmüyorum.

mm

Hava soğuk. Bugün Pazar, Erdoğan TV’de konuşma yapmayacak. Çay’ın en güzel saatleri bunlar…

Bu şarkı güzel gider çayın yanında :)

Yunus Emre & Frekans: Fihrist

https://www.youtube.com/watch?v=k_d7VUusqqU