By

Masumiyet

 

Hepimiz kendi hayat hikâyemizin kahramanıyız. Fakat bazılarımız diğer insanların da kahramanı…

Bahe gibi…

1928 yılında Mardin’de doğuyor. Annesi Vedia aile lakaplarıyla Yahnilerden bir hanım. Babası Hanna aile lakaplarıyla Merrumelerden.  Bahe 4 kardeşin en küçüğü.  4-5 yaşlarına geldiğinde yaşıtlarına kıyasla zihinsel gelişiminin daha geç ilerlediği fark ediliyor Bahe’nin.

Önce babasını kaybediyor. Annesi tek başına kalınca çocuklarını alıp Suriye’ye gitmeye karar veriyor. Fakat Bahe’nin durumu karşısında çaresiz kalan, ona yeterince iyi bakamayacağını düşünen anne, O’nu kadim Süryani Geleneğinin o muhteşem manastırı Deyr-ul Zafaran’da bırakmaya karar veriyor.

Annesi bu kararı verdiğinde Bahe 10 yaşında. Giderken oğluna “Beni burada bekle, seni almaya geleceğim” diyor. Tüm ömrü boyunca manastırda annesinin gelmesini bekliyor Bahe. Tam 76 yıl.  Devamını Oku

By

Aydınlık Yakın Arkadaşlar

 

Filozof Hegel şöyle der:

“Hükümdarlardan, devlet adamlarından, halklardan, tarih deneyinden ders almaları istenir. Ama deney ve tarihin öğrettiği de, halkların ve hükümetlerin hiçbir zaman tarihten bir şey öğrenmedikleri ve bunlardan alınabilecek derslere göre davranmadıklarıdır. Her bir dönem, her bir halk, öyle kendine özgü koşullar içindedir, öyle bireysel bir durum gösterir ki, ancak o durumun içinde o duruma göre karar verilmesi gerekir ve ancak böyle karar verilebilir (bu kararda haklı olmayı ancak yüce karakterler bilir.) Olayların kalabalığı içinde genel bir ilke, geçmişteki benzer koşulları anımsama yetmez; çünkü böyle solgun bir anı şimdinin fırtınası içinde güçsüzdür, özgürce yaşanan zamana karşı koyamaz…”

Önemli ve uzun bir gün yaşayacağız, bu kesin.

Uzun yıllardır içinde bulunduğumuz karanlığın içinden yakın geleceğin “şafak vakti” gibi kendini gösteren Gezi’den sonra hiç bir şey eskisi gibi olmayacak, bu da kesin.

Devamını Oku

By

Türk Sosyolojisine Giriş

 

İnsanımıza Dair Temel Bilgiler:

Madde 1: Misafir gelince hemen çay koyuyor.

Madde 2: Evden çıkarken evinin güvenliği için koridorun ışığını açık bırakıyor.

Madde 3: Çoraplarının kirli olup olmadığını ayağındaki çorabı burnuna götürmek suretiyle kontrol ediyor.

Madde 4: Telefonun birinci zili çaldığında telefonun yanında oluyor, açmak için ikinci zilin bitmesini bekliyor.

Madde 5: Ayakta birisini gördüğünde su istiyor. Devamını Oku

By

Ölüler Arasındayız

 

Televizyonlardan, gazetelerde köşe yazılarından, twitter’dan, facebook’tan sayısız insan günlerdir aynı şeyi söylüyor:

- Sağduyulu olalım.

- Çatışmaya asla izin vermeyiz.

- Biz aynı toprağın insanıyız.

- Provokasyona gelmeyelim.

Tüm millet toplandık ve bize bakanlık, vekillik, başbakanlık yapan bir grup insanın yarattığı ve ısrarla yaratmaya devam ettiği gerilim ortamını düzeltmeye çalışıyoruz. Gerilim, çatışmalara sahne olmasın istiyoruz.

Ne garip. Her konuşmasında halkı ısrarla kutuplaştıran, öfke ve kine sürükleyen bir başbakanın TV konuşmaları bitiminde “Aman dikkat, bilerek yapıyor, sağduyulu olmamız lazım,” diyen bir halk var.  Dünya tarihinde böyle bir kare daha önce olmuş mudur bilemiyorum, ama bizim şu an yaşadığımız durum bu.

Devamını Oku

By

Günah İşleme Özgürlüğü

cehalet

Gazeteci Balçiçek Pamir ile AKP Milletvekili Metin Külünk arasında diyalog ekranda şöyle akıyor:

Külünk: Ancak 17 Aralık darbe girişimiyle ortaya saçılan dinleme kayıtları ve bireylerin özgürlük alanı… Bakın, burada çok önemli bir ayrıntı var ıskaladığımız. Allah insana günah işleme özgürlüğü vermiştir, af dileme hakkıyla beraber günah işleme özgürlüğü vermiştir.

Pamir: Herkesin günahı vardır yani (durumu onaylıyor)… Devamını Oku

By

İrtica Geldi

28 Şubat 1997’de kimilerimiz yeni yetme genç, kimilerimiz çocuktuk. Gezi’de sokaklara dökülen milyonlarca gence Mağdur Siyaseti “28 Şubat’ta neredeydiniz peki?” diye bağırdığında “arkadaş, bu 28 Şubat’ta ne ki?” diyenlerin sayısı ise epey fazlaydı.

97’nin 28 Şubatı “irtica geliyor!” başlıklı bir askeri tepki ve “Post-Modern Darbe” olarak tanımlanıyor.

(Not: post-modern kelimesi mevzuyu tam olarak çözemediğimiz, kimlik veremediğimiz her türlü durumda, konuyu anlamış gibi yapmamızı sağlayan portatif, kullanışlı bir kelimedir.)

RP-DYP Koalisyonu kurulmasının ardından 28 Şubatı tetiklediği söylenen epey olay mevcut. Bazıları:

“Yaşasın Hizbullah” ve “Şeriat isterik” gösterileri. Susurluk’ta meydana gelen bir trafik kazasında mafya, siyasetçi, polis ilişkilerine Başbakan Erbakan’ın ‘fasa fiso’;  Adalet Bakanı Şevket Kazan’ın “aydınlık için bir dakika karanlık” toplumsal eylemi için “Mumsöndü oynuyorlar” demesi. Başbakan Necmettin Erbakan’ın Başbakanlık Konutunda tarikat liderleri ve şeyhlere iftar yemeği vermesi. Sincan belediyesinin düzenlediği Kudüs gecesinde Star muhabiri Işın Gürel saldırıya maruz kalması. Devamını Oku

By

“Medine Anayasası” nedir ki?

Dini siyasetin aracı haline getiren insanlar din tanımı olarak kendi adet ve idrak düzeylerini mutlak doğru kabul edip, bu düzeyi herkese dayatma eğilimi gösterirler. Kendi ideolojilerinin bayrağı altında olmayanlar da “dinsiz” ya da “din üzerini bilgi dağarcığı olmayan” insan tanımına girer.

Bu anlayış düzeyi, dünyanın saygın teoloji kürsülerinde pek çok Hıristiyan, Musevi, Deist akademisyenin kendi inançlarının dışında olan teolojilere dair yetkin eserler verdiğinden haberdar değildir ne yazık ki. Ya da örneğin bugüne kadar yapılmış en başarılı ve tüm dünyada en çok ses getiren Hz. Muhammed Belgeselini (The Life Of Muhammed) BBC’nin hazırladığı gerçeği bu insanların dikkatlerinden kaçmıştır.

Din “kavramsal ve nesnel düşünme nedir?” sorusuna cevap veremeyen siyasetçinin kendi idrak dünyasında bir çizgi film algısından öteye gidememektedir. İslam coğrafyalarında bu algının temel problemi “iman” tanımında yatmaktadır. İman (emin olmak), tefekkür (düşünme) ediminin öncesine konulur ve sorgulanamaz bir pozisyonda tutulur. Bu algıya göre kişi önce iman eder, hatta imana doğar ve sonra İslam’a dâhil olur. Oysa Kuran tam tersini; Hucurat Suresi-14. Ayette: “Siz iman etmediniz, ama İslam olduk deyin,” demektedir (Diyanet Meali). Devamını Oku

By

Simgelerin Dili ve Hızır Orucu

Birinci Cemre 19 Şubat’ta havaya,
İkinci Cemre 26 Şubatta suya,
Üçüncü Cemre 5 Mart’ta toprağa düşecek.

Anadolu Alevileri 3 gün oruç tuttular. Yeni tamam ettiler oruçlarını. 3 cemreyi çağırdılar. Şubat ayında tutulan bu üç günlük oruca ‘Hızır Orucu’ diyorlar. Şimdi, 19 Şubata kadar Hızır Cemi yürütüp, Hızır lokması dağıtacaklar.

Dedelerin sıkça anlattığı bir öyküdür: ‘Hasan ile Hüseyin çocuktular. Ağır bir hastalığa yakalandılar. Hz. Muhammed, Ali ve Fatıma’ya evlatlarının bu hastalıktan kurtulmaları için 3 üç oruç tutmalarını söyledi. Bu üç günlük oruç boyunca Ali ve Fatıma’nın evine her oruç bozma vakti birer yoksul geldi. Yoksullar aç olduklarını söylediler, Fatıma ve Ali ise her gün azıklarının tamamını bu üç gün gelen yoksullara verdiler, 3 gün yemek yiyemediler. Gelen yoksulların Hızır olduğuna inanılır, çünkü 3. Günün sonunda Hasan ve Hüseyin sağlıklarına kavuştular.’ Devamını Oku

By

Demokraaasi!

Demokraaasi =  +Alo Fatih! – Evet Efendimiss

10. yıl marşının sözleri Çevre ve Şehircilik Bakan Yardımcısı Muhammet Balta’nın canını sıkıyor. Öyle kızıyor, öyle içerliyor ki sözlere, kendisine uzatılan ilk mikrofona coşku ile içini döküyor:

‘Ana yurdu dört baştan ördük’ falan diyen insanlar bu memlekette bir tren rayı bile bir yerlere döşememişler. Ama 11-12 yıllık süreç içerisinde Türkiye’de yapılanlar belli.’

Balta’nın coşkusu salonda yeterli karşılık bulamayıp, dinleyicilerin konuşma salonunu terk etmeye başlaması üzerine Balta: ‘Durun arkadaşlar, gitmeyin’ diyor ama olmuyor; Balta, boş salona ‘demokraaasi’ konuşması yapmak durumunda kalıyor.

Demokraaasi iyi bi’şey. Otorite gibi değil.

‘Otorite’ kelimesini duyunca insan kelimenin bir ağırlığı olduğunu düşünüyor. Belirli bir raconu, kurallar silsilesi olan bir -izm donanımı bekliyor haliyle. Fakat öyle raconlu, ağırlıklı, cool babylik bir durum olmadığı, pratiği görülünce anlaşılıyor. Araya ikinci, üçüncü, dördüncü adamlar falan koyup ‘sağlam irade’ yazılımlı otoriter yorgunluk yaşamıyor insan. Devamını Oku

By

Mevlana – 17 Aralık Bağlantısı?

İnsan zihni geçmişle gelecek arasında gezintide olan bir avaredir.

Gezintinin gelecek bölümü daha kısa süreli ve yakın gelecekle sınırlıdır:“Yarın ne yesem, seçim sonuçları ne olur, Şule’ye/ Şakir’e aşkı nasıl itiraf etmeli, ayak-kaplar sezon indirimindeyken bi bakayım.”

Bu kısa süreli gelecek gezintisi hayatın idame ettirilmesi için gerekli olabilir tabii.

Gezintinin geçmiş bölümü hiç bitmeyecek gibi uzun ve çetrefilli. İnsan; geçmişin özlemi, yargısı, hesaplaşması, övüncü ile yapışık ikiz yakınlığında yaşar. Bu yakınlık, geçmişi tanımlama, değerlendirme, ders alma ya da saygıyla, sorumlulukla kabul etmek gibi öz-bilinçli bir temas olmaktan genellikle uzaktır.

Geçmiş, bizim için bugünkü inançlarımız, ideolojilerimiz, kabullenişlerimiz ne ise öyle okuduğumuz ve kendi kişiliğimizi üzerine bu şekilde inşa ettiğimiz sanal bir dünya. Öyle ki, ancak “şimdi”de olmakla faaliyete geçebilen “aklın” açığa çıkmasını bizde engelleyen, bu sebeple bizi de sanal varlıklara dönüştüren bir dünya. Devamını Oku