By

Paradigma Sıçraması

 

“Tarih, tekerrürden ibarettir” cümlesinin yeryüzünün en eski cümlelerinden olma ihtimali oldukça yüksek.

Zamanı, geçmişin fasit dairesinden çıkmadan yaşayan insanlar için tarih yalnızca bir tekrar; gök kubbenin altında hiçbir şey yeni değil.

1900’lü yıllar. Osmanlı artık bir imparatorluk değil. İtilaf Devletleri için Osmanlı “kollarda yatan hasta adam”.  17.yy’da başlayıp 18.yy’da tırmanan, 20 yy.’da tamamlanan bir yok oluş. Yok oluşun temel nedeni bir zamanlar geçerli olan “Osmanlı Paradigması”nın (iktisadi-siyasi paradigma) artık zamanın aklına uyumsuz olması ve Osmanlı’nın bu doyuma ulaşmış paradigmada kalmakta ısrar etmesi.

Paradigma: “Belli bir süre için egemen olan bir model”. Devamını Oku

By

Ak-Beton

 

İnsan tarih boyunca yaşadığı mekânda (mağara, ev, ofis), sokakta, şehirde, ne görüyor ve ne seyrediyorsa kendi bilinç içeriğini seyretti ve seyrediyor.

Ev, bir insanın iç dünyasının dış yansıması… Köyler, kasabalar, şehirler ise bir toplumun iç dünyasının dış yansıması…

Bazen köylerden, kasabalardan şehirlere gelen insan için şehirde yaşamak yaşamın üst aşaması, gelişmesi olarak tanımlanır; şehirde yaşayan insan köy insanına göre kendini daha üstün ve gelişmiş olarak konumlar. Bu yanılgı insanı özgüven yitimine uğratır. Özsüz bir güven inşa etme çabasında olan insan kendi küçüklüğünü (özgüvensizlik) büyük binaları seyrederek ya da onları inşa ederek gizlemeye çalışır. Devamını Oku

By

Ah Hüseyin!

 

10 Ekim 680 (Hicri 10 Muharrem 61) günü Hz. Hüseyin son hazırlıklarını yaptı ve Yezid’in ordusuna yaklaşarak onlara hitap etmek istedi. Ancak bu çok veciz konuşma gözleri dönmüş azgınlardan oluşan orduyu etkilemedi.

Hz. Hüseyin atını sürerek iki ordu arasında bir yerde durdu ve Yezid’in ordusuna hitaben şöyle dedi:

“Ey Kufe halkı, benim kim olduğumu ve sonra da vicdanınızın sesini dinleyiniz. Ben Peygamberin torunu değil miyim? Benim katlim size helâl olur mu? Peygamberin hadisini ne çabuk unuttunuz. O, bizler için ‘Siz ehlibeytin seyitlerisiniz’ diye buyurmuştu. Bunu bilmiyor musunuz? Ben o büyük Peygamberin kızının oğlu, vasisi ve amcazadesi olan zatın oğlu değil miyim? Şayet bu hadisi unuttu iseniz, içinizde bunu size hatırlatacak kimseler vardır. Benden ne istiyorsunuz? Medine’de Resulullah’ın Ravza-i Mübarekesi’nin yanında kendi halimde yaşarken beni orada bırakmadınız. Mekke’de itikâfa çekilmeme müsaade etmediniz. Davetnameler göndererek, ricalar ederek, yalvararak beni buraya kadar çağırdınız. Ben sizin bu davetiniz üzerine buralara kadar geldim. Şimdi beni öldürmek istiyorsunuz. Bu akıbete müstahak olmak için ben sizlere ne yaptım? İçinizden birisini mi öldürdüm? Yoksa birinizin malını mı gasp ettim? Eğer beni istemiyorsanız bırakınız gideyim. Bu ne gaddarlık ve bu ne hilekârlıktır!” Devamını Oku

By

Öleceksek Ölelim

 

“Secret, Yedi Etkili Alışkanlık, Âşık Etmenin 40 Yolu, Küçük Şeylerden Mutlu Olma Sanatı, Nasıl Mümin Olunur?” içerikli kitaplar hayatımıza girdiğinden bu yana “pozitif enerjili ve imanlı olma” baskısıyla daha çok yaşıyoruz.

“Yeter ki hayallerinin gerçekleşmesi için pozitif ol, evrene pozitif enerji gönder. Gönder, gönder, gönder… Az daha gönder, tamamdır. Mutlaka seni duyacak ve her şey gerçek olacak. Şimdi sana bazı teknikler öğreteceğim!”

Kendi dışımızda var olan insanlara, “bağzı” paragözlere ya da Evrene ve Allah’a havale edilmiş hayatlar… Yetişkin olup kendi sorumluluğunu almayı ret eden, narin, çocuksu hayatlar.

Ekranların pahalı yüzü, ramazan aylarının bol kazançlı selebritisi Nihat Hatipoğlu’na“havale edilmiş hayatlar felsefesi”ni bir cümleyle sarsan müthiş bir soru sorulmuştu; “Sevdiğime kavuşmak için dua ediyorum, o da kendi sevdiğine kavuşmak için dua ediyor. Kimin duası kabul olur?” Devamını Oku

By

Portakal,Mandalina,Orta-doğu

 

Meyve ve sebzenin mevsiminde bulunabildiği yıllardı. Mandalina, portakal, elma üçlüsü “meyve” kelimesinin dimağımızdaki yegâne karşılığıydı ve daha n’olsundu. Muhtemelen yerli malı haftası mandalina, portakal sezonuna yani Aralık ayına bilerek denk düşürülüyordu ki ülkenin büyük bölümünde elma formu dışında ağaçlarında meyve görmeyen çocuklar rengi, kabuğu, kokusu ve tadıyla acayip turunçgiller grubunun memlekette yetiştiğini görüp vatana daha bir hayran olsunlar.

3 tarafı denizlerle kaplı, 4 adet mevsimi olan, portakal, mandalina yetişebilen bir ülkeye kim hayran olmazdı ki? Çaktırmadan dünyanın diğer ülkelerinde yaşayan çocukların vatan topraklarındaki 2, bilemedin 3 mevsim durumuna hınzırca gülüp “güneş, deniz, mandalina ne büyük kıyak arkadaş!” deyip mutlu oluyorduk. Devamını Oku

By

Aklı Olmayanın Laikliği Olmaz

 

Pozitif bilimlerle dini mukayese edebileceğini düşünen bir Cumhurbaşkanı gerçeğimiz var.

İki olgu, olay, nesne ya da özneyi karşılaştırabilmek için karşılaştırılanların bir takım ortak referans noktalarında buluşması “mantık” biliminin temel zorundalıkları arasında yer alır.

Bir işletim sistemi olarak aklı ikiye ayıralım:  “gündelik akıl”: yeme-içme-üreme üzerine düşünen akıl ve “bir amaca bağlı akıl”: her zaman her yerde herkes için geçerli olan yani evrensel ilkelere bağlı olarak bir amaca hizmet eden akıl.

Gündelik akıl, her şeyi her şeyle mukayese edebileceğini düşünen, mantıktan muaf ve “evrensel” tanımının farkında olmayan akıldır.

Kendi inandığı din, “dinde zorlama yoktur” (Bakara: 256), “Kuran âlemlere yalnızca bir öğüttür” (Sad: 87) diyor olmasına karşın “inanıyorum” dediği ayetleri hiçe sayarak “bizim anladığımız dini size zorla, sizin rızanız olmamasına karşın öğreteceğiz” diyen akıl, “her zaman, her yerde, herkes için geçerli olan” evrenselin idrakinde değildir. Bu sebeple pozitif bilimleri din ile karşılaştırma cehaletini rahatlıkla gösterir.

Oysa pozitif bilimler zorunludur. Devamını Oku

By

Ben Çıplağım!

 

Yalan söylemekle yalan olmak arasında var olan derin farkı düşünüyorum… Yazarak anlamayı deneyeceğim…

Yalan söylerken ikili bir ilişki içinde içindeyizdir; ben (yalan söyleyen kişi) ve O (yalan söylenen kişi). Söylediğimiz yalanı unutmadığımız ve “O” yalan söylediğimizi öğrenmediği sürece ortada sarsıcı bir sorun yoktur. Aynı zamanda ortada sahici bir ilişki de…

Hepimiz az çok yalan söyleriz. Yalan, birey ilişkilerinde bazen nezaketin sınır koruyucu görevini de üstlenir: “Bu elbise bana yakıştı mı?”, “Yakıştı elbette hayatım.” Devamını Oku

By

Dua…

 

“Tanrım 72 milleti karanlıktan aydınlığa bugün de kavuşturdun, korudun, kolladın… Dileriz ki korumaya, kollamaya devam et… Fakat bizi de unutma…”

Hangi insan dua ederken duada önce insanlığı anar ve kendini en sona koyar. Hangi insan topluluğu önce diğer toplulukların korunması için dua eder ve Tanrısal rahmetin ancak sonunda anar kendini…

Arı duru masumiyet… Devamını Oku

By

Samimiyet

 

Tanrıça İsis’in yüzünde bir peçe…

“O peçeyi kaldırıp İsis’in yüzünü görmeye “ölümlülerin” gücü yetmez” denilir.

Varlık terazisinde “insan” olana has tüm nitelikler tartıya tek tek konsa, terazide ki en hafif ve tartılması en zor yük, samimiyet üzerine inşa olan masumiyet olurdu.

Samimiyet, insanın ulaşmakta en zorlandığı ve var olan tüm dirençlerine rağmen karşılaştığında kendi zannettiğinden zorunlu olarak vazgeçtiği derin bir masumiyet…

İnsanın yıllarla büyüyüp, bir vakit sonra yaşadığı onca şeyi kendi dışında bir gerçeklik olarak seyretmesi… Dışlamadan, sahiplenmeden yalnızca seyretmesi… Karakterinin tüm fazlalıklardan arınıp varlığının bir bebek kokusuna dönüşmesini seyretmesi… Devamını Oku

By

Kadın Olmasa Erkek Dinsiz Kalır

 

Plaj Tebliği’nin maddeleri şöyle:

* Hanım tesettürlü olmalıdır

* Kadın çalgılı düğünlere gitmemelidir

*Yol ortasında insanların gezdiği yerlerde oturmamalıdır

* Fal baktırmamalı, zorunlu olmadıkça alışverişi kocasına yaptırmalı, kocasından izinsiz dışarı çıkmamalıdır

* Kaşını aldırması, saç ektirmesi ve estetik yaptırması haramdır

* Pantolon giymemelidir

* Yabancı erkelerle tokalaşmalıdır.

*Evde köpek beslemek haramdır, ince çorap giymemeli, terlikle gezmemeli, müzik dinlememeli.

Plajda tebliği dağıtan kişi cübbeli bir vatandaş. Aynı içerikte tebliğde bulunan sözde “ulema” ve dahi profesör ünvanlı insanlarda mevcut. Vaka yeni değil. Devamını Oku