By

Ben Kim-dim?

 

 

Edebiyat eleştirmeni, gazeteci Malcolm Cowley (1984), 85 yaşında anılarını yazmasıyla ilgili olarak şunları söylüyor: “Üniversite öğrencisiyken, ‘Ben kimim?’ diye soran öğrencileri duyduğum zaman, onları sempatiyle ve aynı zamanda hafiften küçümseyerek dinlerdim. Çünkü onların yaşındayken ben, kim olduğumu çok iyi biliyordum. Şimdi ise o kadar emin değilim. 85 yaşına bastığımdan beri bu soru bana hafiften farklı bir şekilde geri dönüyor; Ben kimdim?”  Devamını Oku

By

Karikatüre Dair

 

Dört gün içinde yaşanan olaylardan yalnızca birkaçı:

Charlie Hebdo katliamı ve Türkiye’de katliama “ama” başlangıcıyla yorum yapanların sayısal oranı,

Nijerya’da Boko Haram’ın iki bin kişiyi katlettiğine dair haberler,

Fuat Avni’nin “Büyük alışveriş merkezlerinden ve kalabalık yerlerden uzak durunuz. Her an Yezid’in hain planlarının terör kurbanı olabilirsiniz,” uyarısı,

Diyanet ve Nurettin Yıldız’ın fetvaları:

Diyanet İşleri: “Dövme yapan ve yaptıran kadınlar, kaşından yüzünden tüy aldıranlar lanetlenmiştir.”

Nurettin Yılmaz: “6 yaşında çocukla evlenebilirsiniz”…

stephen mumberson

(Çizim: Stephan Mumberson)

Wikipedia’da karikatürün tanımı için şöyle deniyor: “Karikatür, ele aldığı konuları komik veya iğneleyici olması için abartan ve çarpıtan resim türüdür.” Devamını Oku

By

Zaman-Mekan Ve Tasarım

 

Zamanı işaret eden; saat: 12 – bugün Pazar  – 2015 yılı gibi göstergeler “zaman nedir?” sorusuna yanıt vermese de zamanın mekân üzerinde bıraktığı izleri ölçmemize yardımcı olabilir.

“Zaman-Mekân”ı ister insan zihninin zorunlu bir tasarımı, ister Bin-Bang’in bir sonucu olarak tanımlayalım dünyasal bir “gerçeklik” olarak 2015 yılına girmiş bulunuyoruz. Devamını Oku

By

Aydınlanmış İnsan Oyunu

 

Sıkılıyoruz. Ortada çözmemiz gereken bir sorun var. Sorunu neresinden başlayarak ve nasıl çözebileceğimizi bilmiyoruz. Dilediğimiz ve dillendirdiğimiz yegâne şey; her geçen gün oranı artan bu karanlığın bir an evvel son bulması.

Duruma dair genel tespitimiz aşağı yukarı şöyle; ülkemizde iki toplumsal grup var. Biri cehalet içinde, diğeri aydınlık istiyor –ki bazılarımız kendini bu ikinci grup içinde görüyor. Sorun, cehaletin iradeyi ele geçirip bize, yani yüzü aydınlığa dönük insanlara karanlığı dayatmasından ibaret. Devamını Oku

By

VIP Sufilik 235 TL

 

İnsan neden kendi şahsına ait olmayan bir zarafeti, derinliği, bilgeliği, şefkati, dehayı bizzat kendi şahsına aitmiş gibi övünçle sahiplenir?

“Gel ne olursan ol yine gel” ifadesini milyon kere milyon kez söylesek, yazsak, hatta söylerken sema dönsek bize ne faydası olur bu sözün? Deha, bilgelik ve zarafet bizde karakter olarak mevcut değilken neden sahici olmayı değil de yalancı olmayı bu kadar arzu ederiz?

Kendi gerçekliğimizden ne kadar çok kendimizi kaçırabilirsek kendimize o kadar tahammül edebiliyoruz sanırım. Bilge olmadığımız halde bilgelerin sözünü dilimizden düşürmemek, deha olmadığımız halde dehaları anladığımızı sanmak, emin olmadığımız halde iman etmek, zarif olmadığımız halde zarafetten dem vurmak bizi yalnızca kendimize tahammül edebilmek için oyalayan oyunlardan ibaret. Çocuksu bir durum…

Tablonun başka bir yanı var; Devamını Oku

By

Çay Gerçek Gerisi Yalan

 

Hava soğuk.  Ağaçlardaki son yapraklar pıtır pıtır düşüyor. Kış dediğin soğuk olur, az karanlık olur, insanın içi çekilir, dokunsalar depresyona girecek kıvama gelirsin. Depresyona girsen yakanı orada da bırakmaz kış, “Bu ne ya” deyip sıkılır, geri çıkarsın. Kış, insanın kendine yakışanı bilemeyip kendini şekilden şekle koymasıdır.  Tarkovsky –Lars – Nolan üçgeninde “Ice Age” neşesi bulmaya çalışırken bünyenin bitap düşmesidir kış.

Hava soğuk. Bi çay olsa da içsek. TV’den Erdoğan’ın sesi geliyor; “Darbe yapacaklar-dı!!1!” Darbe kadrosuna “Gezici – Kemirgen” kulvarından dahiliz. Darbe demişken aklıma geldi; Dabbe filmini hiç izlemedim, insanlar nasıl izliyor bilemem. Google’da “Darbe nasıl yapılır?” diye arama yapsam çıkar mı acaba? Geçen gün “Un helvası nasıl yapılır?” diye bakmıştım gerçi. Un helvası değil de beyaz peynirin üzerine kuşburnu marmeladını sürünce çayın yanında güzel gidiyor gerçekten.

Erdoğan; “Bunlar vatan haini!!11!!” diye bağırıyor. Beni de kastediyor mu acaba? Muhtemelen evet. Akp’ye oy vermeyen herkes hain. Çünkü mantıksız. Gerçi kalabalığız, ülkenin yarısından fazlası vatan haini. Fuat Avni yazdı; ilk etapta 400 kişiyi toplayacaklarmış, 150’si gasteci. Erdoğan’da “İnlerine gireceğiz!!” dedi zaten. Geçen gün bi arkadaşım “Gidelim bu ülkeden” dedi. Ben “Hava soğuk parmağımı çıkarmam kapıdan dışarı,” dedim. Devamını Oku

By

Hangi Geçmiş?

“Osmanlı’nın son dönemleri… Yüzlerce yıllık bir çabanın ürünü olarak aydınlanmaya ramak kalmış. Tüm medreselerde, tekke, zaviye ve dergahlarda ve hatta kıraathaneler, kervansaraylar ve hanlarda İbn-i Rüşt, İbn-i Arabi, İbn-i Miskeyvh, Farabi, Aristo, Platon ve daha nicelerinin eserleri üzerine derin tartışmalar yürütülüyor, mühim eserler yazılıyor. Bu entelektüel ortamda yetişen yüzlerce bilim insanı ve filozof bulunmakta…

Aydınlanmaya ramak kalmışken Atatürk ortaya çıkıyor ve ilerleyen yıllarda bir gecede aldığı kararla Türk Dil Devrimini gerçekleştirerek yüzlerce yıllık Osmanlı aydınlanmasını bir gecede yok ediyor. Evlerinde Osmanlıca yazılı metinlerle öylece kala kalan halk Türkçeye bir türlü alışamıyor, okuma yazma oranı düşüyor ve dilsiz kalan kitleler zamanla geçmişleri ile olan bağı yitirip cahil kalıyor. Osmanlı bir daha belini doğrultamıyor ” *

Yukarıdaki benzetmenin çeşitli versiyonlarını duymayan kalmamıştır sanırım. 300 yıl matbaayı kullanmayan, DİE’nin verilerine göre okuma-yazma oranı %10 olan, gariban halkı Türkçe konuşan, ne kadar aydın, filozof, bilim insanı varsa ya sürgüne gönderilen ya da boğdurulan bir coğrafyada hangi entelektüel birikim nasıl oluşmuş bir bilen olmasa da “geçmişimizi bilemedik!..” edebiyatında kastedilen geçmişin ne olduğunu bilmek bugün olanları anlamanın yegane yolu. Devamını Oku

By

Zamandan Düşmek

 

Yakın geleceğimizin en temel ve yaygın sorusu haline dönüşebilecek bir soru: “Biz kimiz?”

Soruyu kendimize yöneltmemize; içinde bulunduğumuz çağın rasyonel akıl gerçekliğine zor bela tutunurken “zamandan düşme” tehlikesiyle karşı karşıya kalma ihtimalimiz neden olabilir.

Bu düşüş modern yaşamın teknik olanaklarından hepten yararlanamamak gibi bir sorunla bizi uğraştırmayacaktır; uçak üretmiyor olmak, uçağa binmemize engel teşkil etmedi elbette. Ekonomi-Politik belirlenimlerle gerçekleşen bir “geri kalmışlık” bu anlamda çağı yakalamayı (göreceli olarak) tamamen imkânsız kılabilecek bir tablo oluşturmaz. Devamını Oku

By

AKP – Cemaat İlişkisi: Portatif İman

 

“Lost” kelimesinin Türkçe karşılıklarından birkaçı: kendini kaybetmiş, şaşırmış, yitik…

Previously on Lost (önceki bölüm)

“Beraber yürüdük biz bu yollarda” şarkısının hit olduğu dönemler. O vakitler Başbakan olan Erdoğan Türkçe Olimpiyatları açılış konuşmasını yapıyor. Date: 2012

“Güzel Türkçe’mize kendi seslerini, kendi ahenklerini, kendi renklerini katanlara teşekkür ediyorum. Tüm okul yöneticilerine ve desteği geçenlere teşekkür ediyorum. Elbette en büyük takdiri Türk Okulları’nda görev yapan öğretmenlerimiz hak ediyor.”

Duygulu anlar yaşanıyor. Coşku âdemelmasına (gırtlak çıkıntısı) dayanınca Erdoğan Fethullah Gülen’e sesleniyor: Devamını Oku

By

Bir Talmud Hikayesi

 

Her şey ortada; zalim, hain ve cahil olanların siyasi iradesinde günlerimiz ziyan oluyor. Muhalefetse yok hükmünde. Kendi fikriyatını yitirdiği ve iktidarı taklitle iktidar olacağını zannettiği için tarih dışı konumlanmış durumda.

“Bu karanlık koridordan nasıl çıkabiliriz?” sorusu her birimizin belki de kendine her gün sorduğu bir soru artık.

Hikâye şöyle:

Genç bir adam mühim bir Rabbiyi (hahamı) ziyaret eder ve ona Talmud öğrenmek istediğini söyler. Devamını Oku