By

Bir Ezidi’nin Hakikate Haykırışı

 

Ezidi cemaati, karşı karşıya kaldığı soykırım nedeniyle birden spot ışıklarının altında buldu kendini. Söz konusu ışıklar tarihin uğursuzluğu ve zarafetsizliği nedeniyle oluşan uluslararası ilgi biçiminde kendini ifade etse de, Ezidilerle ilgili ortalıkta dolaşan birçok “bilgi ve fikriyat” halen cemaatin tarihsel gerçeğini yansıtmaktan uzaktır. Onun için beşeri etiğin bir gereği ve hakikatin tesisi (Ezidi gerçeği) adına bu makale bir Ezidi tarafından kaleme alındı.

Şu ana kadar dünyadaki genel nüfuslarıyla alakalı her ne kadar birbirinden uzak tahminler yapılmış olsa da, demografik yapıları ve coğrafi dağılımları hakkında  herhalde gerçeğe en yakın bilgiyi, cemaatin içinden biri olarak daha iyi verebiliriz diye düşünüyorum. Ezidi cemaatinin kadim tarihini (16.yy’dan itibaren) oluşturan esas yerleşim yerleri, tarihi Ninova’nın (Musul ovaları ve Şengal dağı)  kuzey-batı ovalarından başlayarak Abdulaziz  dağları (Nüsaybin’den Ceylanpınar’a), yukarı Mezopotamya platosu (Midyat’tan Suruç’a) ve Karacadağ’dan Serhat’a uzanan bir hattır.

Söz konusu bu coğrafi hat, Ezidi halkına karşı uygulanan sayısız (72+1) soykırım, ferman ve tehcirlere rağmen 18.yy’a kadar inançsal varlığına tanıklık etmiştir. Özellikle büyük Kürdistan’ın paylaşım projesiyle hayata geçen yeni “devletcikler” ve ortaya çıkan yeni sınırlar Ezidi cemaatinin üç ana bölgede yoğunlaşmasına sebep olmuştur. Dolayısıyla tarihi coğrafyalarıyla aralarına giren yeni sınırlar, cemaati hem sosyal hem de inançsal manada daha izole bir noktaya zorlamıştır.

Ezidi cemaatinin dünyadaki genel nüfusunun 750-800 bin arasında olduğu tahmin etmekteyiz. Katledilmiş, zorla müslümanlaştırılmış, korkutulmuş, eziyet görmüş ve üzerine tarihin bütün çamurları atılmış bir inanç topluluğu olarak nüfusu her geçen gün daha da azalmış, özellikle geçtiğimiz yüzyıl boyunca yok olmayla karşı karşıya bırakılmıştır. Maalesef tarihten bugüne kadar cemaatimize karşı uygulanan bütün katliam ve “zorla müslümanlaştırma” olayları her zaman olduğu gibi bugün de İslamiyet ve onun cihadı adına yapılmaktadır.  Bugün Şengal bölgesinde devam eden soykırım provası ve zulüm, halkımıza karşı duyulan tarihi kinin ve nefretin bir dışa vurumdur.  Bazı naif veya sorumsuz yaklaşanların sandığı gibi bu soykırım ve zulüm, sözüm ona Ezidi inancının Yezit İbn Muaviye’den kaynaklı isim benzerliği veya  ondan doğan yanlış anlamalardan kaynaklanmıyor.

Tarihte olduğu gibi bugünkü Sünni radikaller de, Ezidiliğin Emevi hanedanının ikinci halifesi ve Kerbela’nın celladı olan Yezit İbn Muaviye’den gelmediğini gayet iyi biliyorlar. Bu toplumsal kurgu böylesine açık iken Ezidilerin, İslamiyet’i oldukça geri bir tarzda yorumlayarak halkların üzerinde bir egemenlik, sömürü aracına dönüştüren Muaviye’nin oğlu Yezit yandaşları olarak tarif edilmesinin temelinde iyi niyet aramamak gerekir. Buradan hareketle İslamın barışçıl özüne ve merhametine inanan, vicdanlı ve inançlı Müslümanların, resmi bir açıklamayla kendilerini IŞID ve benzeri yaklaşım sahipleri münafıklarından soyutlaması ve halklarımızın gerçek Müslüman kardeşleriyle olan tarihsel güven ve kardeşliğini tesis etmesini halen bekliyoruz.

Bu coğrafyanın hem tarihsel hafızasında hem de günlük yaşamda en merhametli ve kadim inançlardan biri olan Ezidiliğin, neden son dönemin “halifeleri” tarafından tekrar hedef haline geldiği tabii ki bir sır değildir.

Ezidi cemaati, kendi inançsal felsefesini ve isminin filolojik kökeninin Kürtçenin de ait olduğu İndo-İran dillerinde melek ya da tanrı/ilah, tanrı anlamına gelen “ized-ezdi-ezda-Yezdan” kelimesinden geldiğine inanmaktadır. Dolayısıyla tanrı mahiyetinde kullanılan “İzed, Ezdi, Ezda veya Yezdan”  kelimesinden türeyen Ezidi terimi basitçe “tanrıya inananlar” anlamına gelmektedir ve Ezidiler de kendilerini bu şekilde anmakta ve tanımlamaktadır. Hristiyanlık ve İslamiyetin ortaya çıkışıyla beraber sürekli bir soykırım ve zorunlu din değiştirme tehdidi altında yaşayan birçok inanç veya etnik azınlık gibi Ezidi cemaatinin de, kendi içine dönük bir inanç ve ritüel sistemini geliştirmek zorunda kaldığı bir gerçektir. Dolayısıyla bir ölçüde geleneksel bir içe kapalılık ve ketumluğa dönüşen bir cemaate evrilmiş, hatta kimi bilim insanları Ezidiliği bir sırlar veya gizler inancı olarak betimlemeye varacak kadar hayali fikirler yürütmüştür. Bu nedenle cemaat dışında kalanlar için oldukça karmaşık olgular zinciri ortaya çıktı, bu toplumsal ve inançsal olgular zamanla yanlış yorumlara varacak kadar dağınıklığa sahne oldu. Örneğin tarih öncesi “İndo-İran” halklarının öne çıkardıkları inanç ögelerinin içinde olan aydınlık/karanlık ikilemi (düalizmi),  hatta güneşe tapma ritüelleri üzerinden Ezidiliği birebir Zerdüştlük üzerinden tarif etmek yanlış  olduğu kadar, İslam veya Hristiyanlıkla ilişkilendirmek de bir o kadar tarihsel dayanaklardan yoksundur.   Ayrıca, Batılı ve Doğulu seyyah ve araştırmacıların aktardıkları bilgilerin veya yazdıkları metinlerin Ezidilerin dünyadaki imajını ne tür bir konuma yerleştirdiği, nasıl bir “Ezidi imgesi” oluşturduğuna da özellikle vurgu yapmak gerekir. Bugünkü olumsuz imajın, çoğunlukla bu tür projeksiyonların ürünü olarak ortaya çıktığını söyleyebiliriz. Öncelikle araştırmacıların bu imajı oluşturmakta karşılaştıkları problemi anlamak için, Ezidilik inancının diğer dünya dinlerine benzemediğini kavramak gerek. Altını çizdiğimiz bu “benzemezliği” algılayan her araştırmacının varacağı sonuç elbette gerçeğe daha yakın olacaktır. Ezidiliğin esas aldığı inançsal olgular ne bir metinde ne de yazıtlarda mevcuttur. Bu nedenle Ezidiliğin inançsal sistematiğini anlamak, her şeyden önce onun gündelik ibadetlerinde ve ayinlerinde kullanılan dualarını ve ilahilerini iyi anlamaktan geçer.

Böylesine köklü bir tarihsel geçmişe sahip olan ve önemli bir uygarlık oluşturan doğunun kadim halklarından Kürtlerin ana bileşeni Ezidiler, yaşadıkları coğrafyada yaratılan bütün değerlere sahip olmak için tarih boyunca birçok güç tarafından saldırılara maruz kalmış ve onlara “din adına seferler” düzenlenmiştir. Ezidiliğin bağrında en büyük tahribatlara neden olan istila hareketi, hiç kuşkusuz Mezopotmya’nın kültürel mirasını hem tarihsel hem de günlük inançlarında taşıyan Ezidilerin sayısız kırımlara maruz kalmaları, “dinsiz ve iblisin”  takipçileri olarak damgalanması olmuştur. Oysa Ezdilerin hiçbir ilahisi, duası, Kasidesi  veya ilahilerinde [Qewl] bunu kanıtlayacak herhangi bir bulguya rastlamak söz konusu değildir. Zira kovulmuş melek(ler)ce temsil edilen Şeytan figürü, Semitik dinlere ait bir inançtır. Her ne kadar bazı yönleriyle Semitik dinlerle ortaklık gösterse de Ezidilik, Semitik menşeli bir din değil, pre- semitik ve senkretik özellikler taşıyan kendine has ve özgün bir inanç sistemidir. Dolayısıyla, Semitik dinlerin bakış açısı ve onun kavramlarıyla Ezidiliğin açıklanmaya çalışılması başlı başına sorunlu bir yaklaşım olduğu gibi, bu yolla Ezidiliğin anlaşılması da mümkün değildir. Çünkü Ezidilerin ruhsal dünyaları, inançsal hayatları ve ritüelleri en azından, bir kitaba inananların ki kadar karmaşıktır. Ezidiliğin kozmolojik geleneklerinde mitler, anlatımlar, efsaneler, doktrinlerden daha fazla yer almaktadır.

Buradan hareketle ne Batı’nın değerleriyle ne de Doğu’nun projeksiyonlarıyla Ezidilik bugüne kadar hak ettiği yere konuldu, çünkü onların dini eserlerinin Hristiyanların veya Müslümanlarınkinden değişik bir teoloji düzlem üzerine kurulduğu şüphe götürmez bir hakikattir. O yüzden Ezidilerin inanışlarını Hristiyan veya Müslüman dünyasıyla karşılaştırmaya çalıştığımız anda Ezidilerin inanç sisteminin gerçek ile herhangi bir bağlantısı kalmamaktadır. Lakin çok iyi araştırmacılar bile, ne yazık ki, kendi dinsel kalıplarından arınamadıkları için Ezidilerin dini inançlarını anlatırken yanlış anlamalara neden olmaktan kurtulamamışlardır.

Dolayısıyla Ezidilik dendiğinde İndo-İran etno-dinsel inanç ekseninde ortaya çıkmış ve doğunun eski inançsal ilkeleri üzerine kurulmuş bir inanç cemaatini anlamalıyız.  Ezidilik her şeyden önce Doğu’nun en çok rahmete muhtaç olan, Mezopotamya’nın saf, doğa merkezli, barışçıl, tarihi ve Kürdi inancıdır. Yaradılış hakikati ve evrendeki varlığın birliği üzerine inşa edilen Doğu’nun bütün mistik mezheplerine benzer bir teolojik yapıya sahiptir. Ezidilik inancında Tanrı tekil ve müfrettir ve evreni yaratan tek yüce güçtür.  Tanrı iradesinin ve ikrarın yürütücüsü ve “seçilmiş” elçisi Tausi Melek’tir. Tausi Melek, Tanrı ile sonsuz birlik içinde olan ve bir daha hiç kopmamak üzere bağlı olandır.

Böylelikle Ezidiliği teolojik bağlamda monoteist [rabbanî] bir inanış olarak kategorize etmek kaçınılmazdır, çünkü Ezidiliğin varoluş sebeplerinin başta geleni “Yüce Varlık” rabbanîliktir [Kürtçe: Xwedé Nasî, tanrı tanımışlık], yani ne politeist, ne de tanrının yanı sıra yarı ilâhlar söz konusudur. Tanrının buyruk ve idraklerine göre, dünyevi işlerle mükellef yedi melek kültü vardır ve bu meleklerin başı olan Tausi Melek Tanrıya bağlıdır. Bundan dolayı Tanrı ile beşer arasında bir aracının olması inançsal olarak mukadder değildir ve Tanrı’ya olan mütemadi bağlılık, Tanrı (Y)Ezdan’ın meliki olan Tausi Melek üzerinden kurulmuştur. Tausi Melek, Tanrı’nın ikrarıyla yeryüzünde “iyilik” hükümdarlığını kurmak için “baş üstat” olarak gönderilmiştir. Ezidi cemaati, evreni her şeyin yerinde, işlevinde ve anlamında oturmuş olduğu, planlanmış bir bütün olarak görmektedirler. Yani bugün karanlıkta kalanlar, yarın aydınlığa kavuşacaktır; her şey, uzun vadede anlaşılır olacaktır, tutarsızlıklar sonradan çözülecektir.  Hem sosyal bilimler açısından hem de teolojik bağlamda böylesine hümanist ve barışçıl bir toplumsal kurgu ve dinsel sistem yaratan Ezidiliği,  “kötülük simgesi” olarak görmek veya tanımlamak tümüyle beşeri ahlak ve etikten yoksun bir duruştur.

Dolayısıyla bütün soykırım ve zulümlere rağmen “Doğunun” sayısızca ad ve imanını, şan ve şerefini, melek ve tanrılarını, hatta kayıp nice hikayesini  tarihten bugüne kadar inatla, dirayetle yaşatıyorsa  ve her yeni doğan gün için diz çöküp ellerini semaya açıp insanlık için merhamet diliyorsa, fukara olduğu için değil,  kardeşliğe olan inancı ve mükemmel iyiliğe olan hürmetindendir. Onun için bir nefes merhamet ve bir avuç hürmet istiyoruz.

AZAD BARIŞ (Ezidi Sosyolog)