By

Ben Çıplağım!

 

Yalan söylemekle yalan olmak arasında var olan derin farkı düşünüyorum… Yazarak anlamayı deneyeceğim…

Yalan söylerken ikili bir ilişki içinde içindeyizdir; ben (yalan söyleyen kişi) ve O (yalan söylenen kişi). Söylediğimiz yalanı unutmadığımız ve “O” yalan söylediğimizi öğrenmediği sürece ortada sarsıcı bir sorun yoktur. Aynı zamanda ortada sahici bir ilişki de…

Hepimiz az çok yalan söyleriz. Yalan, birey ilişkilerinde bazen nezaketin sınır koruyucu görevini de üstlenir: “Bu elbise bana yakıştı mı?”, “Yakıştı elbette hayatım.”

Yalan söylerken, başkasını aldatır ve böylece kendimize geçici güven alanı oluştururuz. Uzun vadede bu durum bizi, söylediğimiz yalanın boyutu ve ortaya çıkmasına doğru orantılı olarak, toplumda “güvenilmez insan” olarak konumlar. İkili ilişkilerimizde denge yitimine uğrarız.

Yalan olmak konusuna gelince yitirilen denge, ben ve o; ya da onlar arasında değil; ben zannettiğimle “ben olan ben” arasında gerçekleşir. Bu durum insanın kendini öz varlığından, cennetinden, gehenna’ya (hades / cehennem) sürgüne göndermesi, kendini cennetten kovmasıdır.

Cehennemin ana malzemesi olan ateş, varlığını insanın kendine yalan söylemesine borçludur; insan, kendi varlık terazisi olan arı duru akıldan, zanlardan temizlenmiş akıldan kendini zanların yerleşik düzene rahatlıkla geçebileceği duygulanım dünyasına bırakır.

Sürgün bölgesi olan Gehenna derin bir çukurdur. İnsan bu çukurda kendi zannettiği ile baş başadır. Çukurda olan herkes kendini: iyi, güzel, merhametli, zeki ve başarılı bulur. Tablo böylesine muhteşemken Gehenna’nın ateşi kişinin içinde bitmek bilmeyen derin bir huzursuzluk, tatminsizlik olarak kendini gösterir. Ateşin bir örtüsü vardır -ki dumanı dışarından gözükmez.

Toprağın ana, gökyüzünün baba olduğu bu dünyada insanın baştan aşağı yalan olmasından daha derin bir komedi henüz gerçekleşmedi.

Komedinin örtüsü: İnsanın dilinden düşürmediği iyilik sözcükleridir. İnsan; “Kral çıplak!” diyebildiği kadar Krala gösterdiği cesareti kendine “ben çıplağım!” diyerek gösteremediği için kendi varlığından yegâne sürgün olandır.

Ve insan, “sürgünden döndüm” diyerek kendi kendine oyun oynayabilen bir varlıktır. Kutsalın ardına gizlenen varlıktır insan. Kutsal ve iyi sözcükler insanın oyuncağıdır. İnsan oyun oynamayı sever. Kendini kendine oyuncak yapan varlıktır insan.

Yazı buraya kadar sorunu kısmen tespit edebildi. Sorunun tespiti cümleler alırken çözümü bir cümleden ibaret ve bu cümle bana ait değil:

“Ne aldan ne aldat, asıl bundadır taat*”

Ethem Uğurlu Dede 

 IMG-20140912-WA0004

    (Yıl: 1978 – Ethem Uğurlu Dede ve eşi Gülizar Uğurlu Hanımefendi)    

*ibadet