By

Aydınlanmış İnsan Oyunu

 

Sıkılıyoruz. Ortada çözmemiz gereken bir sorun var. Sorunu neresinden başlayarak ve nasıl çözebileceğimizi bilmiyoruz. Dilediğimiz ve dillendirdiğimiz yegâne şey; her geçen gün oranı artan bu karanlığın bir an evvel son bulması.

Duruma dair genel tespitimiz aşağı yukarı şöyle; ülkemizde iki toplumsal grup var. Biri cehalet içinde, diğeri aydınlık istiyor –ki bazılarımız kendini bu ikinci grup içinde görüyor. Sorun, cehaletin iradeyi ele geçirip bize, yani yüzü aydınlığa dönük insanlara karanlığı dayatmasından ibaret.

Karanlıktan birileri sorumlu, karanlıktan çıkıştan da. Sorumluluğumuzu siyaset yapan muhalefete, gazeteciye, yazara, filozofa vs. ihale etmiş olmamıza karşın içimizin buram buram sıkılmasına engel olamıyoruz.

Erdoğan’ın “Türkçe ile felsefe yapılmaz” söylemine kızıyoruz. Türkiye Felsefe Kurumu Başkanı Filozof İoanna Kuçuradi’nin “Türkçe felsefe yapıyoruz ama belli ki bunu kendisi bilmiyor” açıklamasına seviniyoruz. “Türkçe ile felsefe yapılmaz” diyen kişinin 2 yıl önce “Türkçe ile felsefe yapılmaz diyen kişi ırkçıdır” demiş olmasını fark etmemiz de bir şeyi değiştirmiyor. Kızgınlıkla sevinç arasında gidip gelen iç dünyamızda sıkıntı bir milim yerinden oynamıyor.

Çünkü;

“Türkçe ile felsefe yapılmaz” denildiğinde yurttaş olarak “Hayır, yanılıyorsunuz, Türkçe ile felsefe de bilim de yapılır. Çünkü…” diye başlayan pırıl pırıl anlaşılır bir savunmamız yok. Neyi, niye savunduğumuzu bilmiyoruz.

Dilimizi savunuyoruz, neden savunduğumuzu bilmiyoruz, laikliği savunuyoruz laik nedir bilmiyoruz, aydınlığı savunuyoruz ve aydınlanması gereken kitle içinde kendimizi görmüyoruz.

Dünya Felsefe Federasyonları Onursal Başkanı, dünyanın en önemli filozoflarından biri; Prof. İoanna Kuçuradi Biz Türkçe felsefe yapıyoruz, yayınlarımız da var. Ama belli ki kendisi (Erdoğan) bunu bilmiyor,” diyor.

nn

Filozoflarımızın Türkçe yayınlarından haberdar olmayanın yalnızca Erdoğan olmadığını biliyoruz. 1970′lerden beri “felsefenin ne işe yaradığını göstermeye” çalışan Kuçuradi belli ki Türkçe felsefi yayınları filozoflar (ki sayıları dünyada bir elin parmaklarını geçmiyor) ya da felsefeciler kendi aralarında okusunlar diye yayınlamıyor.

Bugüne kadar duygusal reflekslerimizle sahip çıkmaya çalıştığımız değerler ve ilkesellik gözlerimizin önünde tahrip edilirken bu duruma yalnızca duygularımızla karşı koymaya çalıştığımız gün gibi aşikâr.

Aydınlanmayı yalnızca bilim, sanat, felsefe çevrelerine ihale etmekle geçirdiğimiz uzun yılların sonunda aydınlanmanın nasıl yapayalnız olduğunu, yurttaş olarak aydınlanmış insan oyunu oynadığımızı görüyoruz.

Kuçuradi “Yalnızca 4 yıl felsefeye önem versek, bu toplum 15-20 yıl içinde bambaşka bir hal alır,” diyor.

Başkalarının yakasına yapışmadan önce kendimize dönüp bakabiliriz: Cemil Sena, Orhan Hançerlioğlu, Doğan Özlem, İoanna Kuçuradi, Betul Çotuksöken ve daha niceleri… Yazdıkları eserler öyle zor ve anlaşılmaz değil.

Filozof olmak zorunda değiliz. Fakat filozofları yalnız bırakmamak ve “aydınlık istiyorum” derken dürüst olmak sanırım elimizde.