By

Ak-Beton

 

İnsan tarih boyunca yaşadığı mekânda (mağara, ev, ofis), sokakta, şehirde, ne görüyor ve ne seyrediyorsa kendi bilinç içeriğini seyretti ve seyrediyor.

Ev, bir insanın iç dünyasının dış yansıması… Köyler, kasabalar, şehirler ise bir toplumun iç dünyasının dış yansıması…

Bazen köylerden, kasabalardan şehirlere gelen insan için şehirde yaşamak yaşamın üst aşaması, gelişmesi olarak tanımlanır; şehirde yaşayan insan köy insanına göre kendini daha üstün ve gelişmiş olarak konumlar. Bu yanılgı insanı özgüven yitimine uğratır. Özsüz bir güven inşa etme çabasında olan insan kendi küçüklüğünü (özgüvensizlik) büyük binaları seyrederek ya da onları inşa ederek gizlemeye çalışır.

İnsan özgüven sahibi oldukça evinde, yaşamında sadeleşir ve her hali, eylemi sanatsal bir nitelik, zarafet kazanır. Aynı değişim toplumlarda kendini inşa ettikleri sokaklar, kaldırımlar ya da binalarda gösterir. Binaların nicelik değeri değil nitelik değeri ön plandadır artık. Ve özgüven sahibi toplumların bireyleri kendilerini bir binanın heybeti ardına gizleme gereği duymazlar.

aaaaa

(Alexander Hirka)

Büyük beton yığınlarının arkasına gizlenen insanları seyrettiğimiz yıllar yaşıyoruz. Yeni bir inanç biçimi olarak betonperestlik ritüellerini kusursuz yerine getiren AKP hükümetinin en büyük övüncü; yaptığı beton putların (genelde su sızdırıyor olmasına rağmen) büyüklüğü (özgüvensizlik) üzerine kurulu. İşçinin, emekçinin, memurun, sanatçının alın terinden topladığı vergileri putlar yapmak için ziyan eden bu hükümet İş cinayetlerinde Avrupa’da birinci, dünyada üçüncü sırada olan Türkiye Cumhuriyeti’nin hükümeti. Ve bugünlerde Ak-Saray beton yığınının lansmanıyla meşgul.

Ermenek’te madende mahsur kalan Tezcan Gökçe’nin annesi Ayşe Gökçe “oğlum yüzme bilmezdi, suyun içinde ne yaptı?” cümlesini söylerken Neo-Osmanlı hayalleriyle yatıp kalkan iktidarın twitter fenomeni Ankara Büyükşehir Belediye başkanı Melih Gökçek twitter’da şöyle diyor;

“Fakir ihmal edilmedi… Ama büyük devletin makamı da büyük olmalı. Göçebe kabilelerin çocukları bunu anlayamaz.”

Selçuklu’yu, Osmanlı’yı, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran öznelerin göçebeler ve onların çocukları olduğunu bilmeyen Gökçek’in kendisi sanırsınız yerli Hitit’li.

Nereden geldiği ve nereye gittiği belli olmayan, bu nedenle özgüven inşa edemeyen bu anlayış düzeyi Osmanlı’nın son döneminde de mevcuttu. Son dönem Osmanlı yöneticilerinin Türkmen’leri aşağılamak için kullandığı bir tanım vardır: “Etrak-ı biidrak Türk” yani akılsız Türk’ler.

Saray sefası içinde adım adım yok oluşa doğru giden Osmanlı Saray Hanedanına Türklerin yanıtı ise çok açık;

Şalvarı şaltak Osmanlı

Eğeri kaltak Osmanlı

Eken de yok biçen de yok

Yiyende ortak Osmanlı

Not: Şaltak=Gevşek, çığırtkan, çok bağıran, arsız.

Kaltak=Üzeri meşin halı ve benzeri şeylerle kaplanmamış olan eyerin tahta bölümü.