By

Ah Hüseyin!

 

10 Ekim 680 (Hicri 10 Muharrem 61) günü Hz. Hüseyin son hazırlıklarını yaptı ve Yezid’in ordusuna yaklaşarak onlara hitap etmek istedi. Ancak bu çok veciz konuşma gözleri dönmüş azgınlardan oluşan orduyu etkilemedi.

Hz. Hüseyin atını sürerek iki ordu arasında bir yerde durdu ve Yezid’in ordusuna hitaben şöyle dedi:

“Ey Kufe halkı, benim kim olduğumu ve sonra da vicdanınızın sesini dinleyiniz. Ben Peygamberin torunu değil miyim? Benim katlim size helâl olur mu? Peygamberin hadisini ne çabuk unuttunuz. O, bizler için ‘Siz ehlibeytin seyitlerisiniz’ diye buyurmuştu. Bunu bilmiyor musunuz? Ben o büyük Peygamberin kızının oğlu, vasisi ve amcazadesi olan zatın oğlu değil miyim? Şayet bu hadisi unuttu iseniz, içinizde bunu size hatırlatacak kimseler vardır. Benden ne istiyorsunuz? Medine’de Resulullah’ın Ravza-i Mübarekesi’nin yanında kendi halimde yaşarken beni orada bırakmadınız. Mekke’de itikâfa çekilmeme müsaade etmediniz. Davetnameler göndererek, ricalar ederek, yalvararak beni buraya kadar çağırdınız. Ben sizin bu davetiniz üzerine buralara kadar geldim. Şimdi beni öldürmek istiyorsunuz. Bu akıbete müstahak olmak için ben sizlere ne yaptım? İçinizden birisini mi öldürdüm? Yoksa birinizin malını mı gasp ettim? Eğer beni istemiyorsanız bırakınız gideyim. Bu ne gaddarlık ve bu ne hilekârlıktır!”

Hz. Hüseyin’in bu hitabı sonrasındaki gelişmeleri Fuzûlî şöyle nakleder:

“Cemaat bir ağızdan yaptıklarını inkâra kalkıştılar. Hz. İmam, mektupları onların önüne koyup böylece inkâra mecal bırakmadıktan sonra mektupları ateşte yaktırdı. O zaman Ömer b. Sa’d gelip “Ey Hüseyin! Bu hikâyelerden bir sonuç çıkmaz,” dedi. “Ya Yezid’e biat edersin yahut da ölümü göze alırsın!” Bu sözleri söyledikten sonra eline bir ok alıp “Ey Kufe halkı, şahit olun ve Ubeydullah b. Ziyad huzurunda da şahitlik edin ki, Hz. Hüseyin’le savaşa tutuşan ilk defa ben oldum,” dedi. Bunları söyleyerek o oku Hz. Hüseyin’e doğru fırlattı. Hz. Hüseyin, “Ey fakir arkadaşlar ve benim için canlarını ortaya koyan insanlar!” dedi. “Kavgaya kendinizi hazırlayın ki kanların döküleceği zamandır.”

Dengesiz bir şekilde başlayan savaşta Hz. Hüseyin’in 23 süvari ve 40 piyadeden oluşan askerleri öğle üzeri olduğunda iyice azalmış durumdaydı. Hz. Hüseyin de bu az sayıda susuz ve bitkin insanla yaya olarak savaşıyordu. Sonunda Şimr’in emriyle her yandan hücum edilerek Hz. Hüseyin şehit edildi. Peygamberin torunu Hz. Hüseyin’in vücudunda otuz üç ok, otuz dört kılıç ve kargı yarası vardı (10 Muharrem 61). Hz. Hüseyin ile 72 evladı bir aradaydı.

aa

“Düştü Hüseyin atından Sahray-ı Kerbelâ’ya,

    Cibril var haber ver Sultan-ı Enbiyaya…”

Cibril, Sultan-ı Enbiya’ya Hüseyin’in şahadetini bildiren kişidir. Hüseyin küçük bir çocuktur bu ilâhi emir geldiğinde. 10 Muharrem’de Kerbelâ çölünde bu ilâhi emir açığa çıkmıştır:

“Lâlem böyle buyurdum

Kutlu idim uyurdum

Elimle evimi yıktım

Tutmadım ele buyurdum

Aslım dara bağlıdır

Sıtkım Hakka bağlıdır

Vakitsiz gül açılmaz

Gül zamanına bağlıdır…”

                                   Şah Hatayi

Gül zamanına bağlıdır, gül zarına bağlıdır, gül Zat’ına bağlıdır…

Gelenek anlatımlarına göre; Hz. Muhammed, gözümün nuru dediği, omzunda taşıdığı torunu Hz. Hüseyin’in şehit edileceğini Cebrail vasıtasıyla biliyordu.  Hakk’ın bir emriydi; Lehv-i Mahfuz’da yazılıydı. Hüseyin kurban olma makamına lâyık görülmüştü.

Bu, Ehli Beyt’e niyaz edenler açısından yüksek bir eşik ve bir iman sınavıdır ki bu sınav her insan için bugün hâlâ devam etmektedir.

Kurban kelimesi ‘kurbiyet’ kelimesinden gelmekte; anlamı ‘yakın olmak… Biz bir sevdiğimize, ‘sana kurban olayım’ derken ‘sana yakın olayım’, ‘sana öyle yakın olayım ki sende eriyeyim, sen ve ben bir bütün olalım’ deriz aslında. Öyle bir yakınlık bu… Hatta ‘ben olmayayım, ben sende var olayım’ demek. ‘Ben olmayan’, ‘ben sandığım yıkılsın’, ‘ben sende var olayım’, ‘ben, ben olayım’ demektir bu.

Tevrat’ta Hz. Musa Rabbi ile karşılaşıp O’nun emirlerini aldıktan sonra Rabbine sorar, der ki: “Bana sorarlar senin kim olduğunu, onlara ne diyeyim?” Şöyle cevap alır: “Onlara de ki; beni, ‘Ben olan Ben’ gönderdi.”

Alevi Geleneği şöyle der: “İnsan Hakk’ta Hakk insanda…” Yani yalnızca insan Hakk’ta ya da yalnızca Hakk insanda denilmemekte. İnsan Hakk’ta, Hakk insanda…

Geleneğin ezoterik yorumunda; “Levh-i Mahfuz’da Hz. Hüseyin’in şahadeti bir emirdir ve Hakk’ı simgelemektedir. Hz. Hüseyin, “Ben Hakk’tan başkasına niyaz etmem” diyebilecek iradeyi kendinde gerçekleştirmiş, ünsiyet-i Hakk yani insan makamını inşa etmiş, kurban olmuştur. Karşılıklı bir irade söz konusudur; Allahın iradesi ile insanın iradesi birbirinde buluşmuş ve hakikat açığa çıkmıştır. Hakk olmasa insan olmazdı. İnsan olmasa Hakk bilinmezdi. İmam Hüseyin bu vaka ile aynı zamanda Hakk’ın bilinmesini gerçekleştirmiştir. Hakk açısından ise bu vaka ile insan, yani Hz. Hüseyin gerçekleşmiştir.

Raziyeten Marziye; karşılıklı rıza…

İslam Tasavvufunda, Hz. Muhammed ile birlikte iki ayrı simge tanımı yapılır: insan ve beşer. Beşer cehaletle açığa çıkarken insan ise vefa ile inşa olmaktadır. İnsan makamında Hz. Muhammed, beşerde Ebu Cehil oturur. İnsan makamında Hz. Ali, beşerde Muaviye, İnsan makamında Hz. Hüseyin, beşerde Yezid oturur.

Yalnızca “İnsan” olanlar kendisinden razı olan ve kendisinden razı olunmuş olanlardır.

Kerbelâ’da Hz. Hüseyin bâtıla değil Hakk’a biat etmiş, özüne secde etmiş, sözünde durmuş insandır.

Kerbelâ vakasının temel konusu olan, “Hakk’a mı yoksa bâtıla mı biat edileceği” konusu esasında her an mevcuttur. Alevi Dedeleri; “Kerbelâ çölünden hiç çıkmadık, hem kendi içimizde bir çölde Hakk˗bâtıl savaşı vererek, hem gözümüzü açtığımızda gördüğümüz dünyada Kerbelâ çölündeyiz. Kerbelâ çölünden bir adım dışarı çıkmadık. İmam Hüseyin hâlâ burada. Çöl vakası devam etmekte. Mesele bizim çölde hangi tarafta savaştığımız meselesidir…” derler.

 “Can ü ten oldukça benden derd ü gam eksik değil,

 Çıksa can Hakk olsa ten, ne can gerek ne ten bana.”

 Fuzûlî

Kerbelâ, Matem-i Muharrem, dünyanın pek çok coğrafyasında tarihsel bir vaka olarak büyük bir önem taşımaktadır. Türkiye, Irak, İran, Pakistan, Afganistan, Hindistan, Balkanlar, Kırgızistan, Azerbaycan, Suriye gibi pek çok ülkede Muharrem ayı bu vakanın gerçekleştiği 10 Muharrem gününün sızısına bağlanarak insanların bir araya gelip Hz. Hüseyin’i andıkları ve onun için gözyaşı döktükleri günlerdir. Anadolu’da da Aleviler Hz. Hüseyin için gözyaşı dökerler. Muharrem matemi Alevilerde 12 gün sürmektedir.  12 İmamlara atıfta bulunulur. 12 gün oruç tutulur. Hüseyin ve evlâtları Kerbelâ’da susuz bırakılmıştır. 12 gün su içilmez… 12 gün boyunca Cem Evleri’nde 12 hizmet yerine ‘matem erkânı’ yürütülür. Çerağ uyandırılır, sohbetler yürütülür, Hüseyin aşkına mersiyeler okunur, gözyaşı dökülür ve çerağ dinlendirilir…