By

Aydınlanmış İnsan Oyunu

 

Sıkılıyoruz. Ortada çözmemiz gereken bir sorun var. Sorunu neresinden başlayarak ve nasıl çözebileceğimizi bilmiyoruz. Dilediğimiz ve dillendirdiğimiz yegâne şey; her geçen gün oranı artan bu karanlığın bir an evvel son bulması.

Duruma dair genel tespitimiz aşağı yukarı şöyle; ülkemizde iki toplumsal grup var. Biri cehalet içinde, diğeri aydınlık istiyor –ki bazılarımız kendini bu ikinci grup içinde görüyor. Sorun, cehaletin iradeyi ele geçirip bize, yani yüzü aydınlığa dönük insanlara karanlığı dayatmasından ibaret. Devamını Oku

By

VIP Sufilik 235 TL

 

İnsan neden kendi şahsına ait olmayan bir zarafeti, derinliği, bilgeliği, şefkati, dehayı bizzat kendi şahsına aitmiş gibi övünçle sahiplenir?

“Gel ne olursan ol yine gel” ifadesini milyon kere milyon kez söylesek, yazsak, hatta söylerken sema dönsek bize ne faydası olur bu sözün? Deha, bilgelik ve zarafet bizde karakter olarak mevcut değilken neden sahici olmayı değil de yalancı olmayı bu kadar arzu ederiz?

Kendi gerçekliğimizden ne kadar çok kendimizi kaçırabilirsek kendimize o kadar tahammül edebiliyoruz sanırım. Bilge olmadığımız halde bilgelerin sözünü dilimizden düşürmemek, deha olmadığımız halde dehaları anladığımızı sanmak, emin olmadığımız halde iman etmek, zarif olmadığımız halde zarafetten dem vurmak bizi yalnızca kendimize tahammül edebilmek için oyalayan oyunlardan ibaret. Çocuksu bir durum…

Tablonun başka bir yanı var; Devamını Oku

By

Çay Gerçek Gerisi Yalan

 

Hava soğuk.  Ağaçlardaki son yapraklar pıtır pıtır düşüyor. Kış dediğin soğuk olur, az karanlık olur, insanın içi çekilir, dokunsalar depresyona girecek kıvama gelirsin. Depresyona girsen yakanı orada da bırakmaz kış, “Bu ne ya” deyip sıkılır, geri çıkarsın. Kış, insanın kendine yakışanı bilemeyip kendini şekilden şekle koymasıdır.  Tarkovsky –Lars – Nolan üçgeninde “Ice Age” neşesi bulmaya çalışırken bünyenin bitap düşmesidir kış.

Hava soğuk. Bi çay olsa da içsek. TV’den Erdoğan’ın sesi geliyor; “Darbe yapacaklar-dı!!1!” Darbe kadrosuna “Gezici – Kemirgen” kulvarından dahiliz. Darbe demişken aklıma geldi; Dabbe filmini hiç izlemedim, insanlar nasıl izliyor bilemem. Google’da “Darbe nasıl yapılır?” diye arama yapsam çıkar mı acaba? Geçen gün “Un helvası nasıl yapılır?” diye bakmıştım gerçi. Un helvası değil de beyaz peynirin üzerine kuşburnu marmeladını sürünce çayın yanında güzel gidiyor gerçekten.

Erdoğan; “Bunlar vatan haini!!11!!” diye bağırıyor. Beni de kastediyor mu acaba? Muhtemelen evet. Akp’ye oy vermeyen herkes hain. Çünkü mantıksız. Gerçi kalabalığız, ülkenin yarısından fazlası vatan haini. Fuat Avni yazdı; ilk etapta 400 kişiyi toplayacaklarmış, 150’si gasteci. Erdoğan’da “İnlerine gireceğiz!!” dedi zaten. Geçen gün bi arkadaşım “Gidelim bu ülkeden” dedi. Ben “Hava soğuk parmağımı çıkarmam kapıdan dışarı,” dedim. Devamını Oku

By

Hangi Geçmiş?

“Osmanlı’nın son dönemleri… Yüzlerce yıllık bir çabanın ürünü olarak aydınlanmaya ramak kalmış. Tüm medreselerde, tekke, zaviye ve dergahlarda ve hatta kıraathaneler, kervansaraylar ve hanlarda İbn-i Rüşt, İbn-i Arabi, İbn-i Miskeyvh, Farabi, Aristo, Platon ve daha nicelerinin eserleri üzerine derin tartışmalar yürütülüyor, mühim eserler yazılıyor. Bu entelektüel ortamda yetişen yüzlerce bilim insanı ve filozof bulunmakta…

Aydınlanmaya ramak kalmışken Atatürk ortaya çıkıyor ve ilerleyen yıllarda bir gecede aldığı kararla Türk Dil Devrimini gerçekleştirerek yüzlerce yıllık Osmanlı aydınlanmasını bir gecede yok ediyor. Evlerinde Osmanlıca yazılı metinlerle öylece kala kalan halk Türkçeye bir türlü alışamıyor, okuma yazma oranı düşüyor ve dilsiz kalan kitleler zamanla geçmişleri ile olan bağı yitirip cahil kalıyor. Osmanlı bir daha belini doğrultamıyor ” *

Yukarıdaki benzetmenin çeşitli versiyonlarını duymayan kalmamıştır sanırım. 300 yıl matbaayı kullanmayan, DİE’nin verilerine göre okuma-yazma oranı %10 olan, gariban halkı Türkçe konuşan, ne kadar aydın, filozof, bilim insanı varsa ya sürgüne gönderilen ya da boğdurulan bir coğrafyada hangi entelektüel birikim nasıl oluşmuş bir bilen olmasa da “geçmişimizi bilemedik!..” edebiyatında kastedilen geçmişin ne olduğunu bilmek bugün olanları anlamanın yegane yolu. Devamını Oku