By

“Medine Anayasası” nedir ki?

Dini siyasetin aracı haline getiren insanlar din tanımı olarak kendi adet ve idrak düzeylerini mutlak doğru kabul edip, bu düzeyi herkese dayatma eğilimi gösterirler. Kendi ideolojilerinin bayrağı altında olmayanlar da “dinsiz” ya da “din üzerini bilgi dağarcığı olmayan” insan tanımına girer.

Bu anlayış düzeyi, dünyanın saygın teoloji kürsülerinde pek çok Hıristiyan, Musevi, Deist akademisyenin kendi inançlarının dışında olan teolojilere dair yetkin eserler verdiğinden haberdar değildir ne yazık ki. Ya da örneğin bugüne kadar yapılmış en başarılı ve tüm dünyada en çok ses getiren Hz. Muhammed Belgeselini (The Life Of Muhammed) BBC’nin hazırladığı gerçeği bu insanların dikkatlerinden kaçmıştır.

Din “kavramsal ve nesnel düşünme nedir?” sorusuna cevap veremeyen siyasetçinin kendi idrak dünyasında bir çizgi film algısından öteye gidememektedir. İslam coğrafyalarında bu algının temel problemi “iman” tanımında yatmaktadır. İman (emin olmak), tefekkür (düşünme) ediminin öncesine konulur ve sorgulanamaz bir pozisyonda tutulur. Bu algıya göre kişi önce iman eder, hatta imana doğar ve sonra İslam’a dâhil olur. Oysa Kuran tam tersini; Hucurat Suresi-14. Ayette: “Siz iman etmediniz, ama İslam olduk deyin,” demektedir (Diyanet Meali). Devamını Oku

By

Simgelerin Dili ve Hızır Orucu

Birinci Cemre 19 Şubat’ta havaya,
İkinci Cemre 26 Şubatta suya,
Üçüncü Cemre 5 Mart’ta toprağa düşecek.

Anadolu Alevileri 3 gün oruç tuttular. Yeni tamam ettiler oruçlarını. 3 cemreyi çağırdılar. Şubat ayında tutulan bu üç günlük oruca ‘Hızır Orucu’ diyorlar. Şimdi, 19 Şubata kadar Hızır Cemi yürütüp, Hızır lokması dağıtacaklar.

Dedelerin sıkça anlattığı bir öyküdür: ‘Hasan ile Hüseyin çocuktular. Ağır bir hastalığa yakalandılar. Hz. Muhammed, Ali ve Fatıma’ya evlatlarının bu hastalıktan kurtulmaları için 3 üç oruç tutmalarını söyledi. Bu üç günlük oruç boyunca Ali ve Fatıma’nın evine her oruç bozma vakti birer yoksul geldi. Yoksullar aç olduklarını söylediler, Fatıma ve Ali ise her gün azıklarının tamamını bu üç gün gelen yoksullara verdiler, 3 gün yemek yiyemediler. Gelen yoksulların Hızır olduğuna inanılır, çünkü 3. Günün sonunda Hasan ve Hüseyin sağlıklarına kavuştular.’ Devamını Oku

By

Demokraaasi!

Demokraaasi =  +Alo Fatih! – Evet Efendimiss

10. yıl marşının sözleri Çevre ve Şehircilik Bakan Yardımcısı Muhammet Balta’nın canını sıkıyor. Öyle kızıyor, öyle içerliyor ki sözlere, kendisine uzatılan ilk mikrofona coşku ile içini döküyor:

‘Ana yurdu dört baştan ördük’ falan diyen insanlar bu memlekette bir tren rayı bile bir yerlere döşememişler. Ama 11-12 yıllık süreç içerisinde Türkiye’de yapılanlar belli.’

Balta’nın coşkusu salonda yeterli karşılık bulamayıp, dinleyicilerin konuşma salonunu terk etmeye başlaması üzerine Balta: ‘Durun arkadaşlar, gitmeyin’ diyor ama olmuyor; Balta, boş salona ‘demokraaasi’ konuşması yapmak durumunda kalıyor.

Demokraaasi iyi bi’şey. Otorite gibi değil.

‘Otorite’ kelimesini duyunca insan kelimenin bir ağırlığı olduğunu düşünüyor. Belirli bir raconu, kurallar silsilesi olan bir -izm donanımı bekliyor haliyle. Fakat öyle raconlu, ağırlıklı, cool babylik bir durum olmadığı, pratiği görülünce anlaşılıyor. Araya ikinci, üçüncü, dördüncü adamlar falan koyup ‘sağlam irade’ yazılımlı otoriter yorgunluk yaşamıyor insan. Devamını Oku

By

Mevlana – 17 Aralık Bağlantısı?

İnsan zihni geçmişle gelecek arasında gezintide olan bir avaredir.

Gezintinin gelecek bölümü daha kısa süreli ve yakın gelecekle sınırlıdır:“Yarın ne yesem, seçim sonuçları ne olur, Şule’ye/ Şakir’e aşkı nasıl itiraf etmeli, ayak-kaplar sezon indirimindeyken bi bakayım.”

Bu kısa süreli gelecek gezintisi hayatın idame ettirilmesi için gerekli olabilir tabii.

Gezintinin geçmiş bölümü hiç bitmeyecek gibi uzun ve çetrefilli. İnsan; geçmişin özlemi, yargısı, hesaplaşması, övüncü ile yapışık ikiz yakınlığında yaşar. Bu yakınlık, geçmişi tanımlama, değerlendirme, ders alma ya da saygıyla, sorumlulukla kabul etmek gibi öz-bilinçli bir temas olmaktan genellikle uzaktır.

Geçmiş, bizim için bugünkü inançlarımız, ideolojilerimiz, kabullenişlerimiz ne ise öyle okuduğumuz ve kendi kişiliğimizi üzerine bu şekilde inşa ettiğimiz sanal bir dünya. Öyle ki, ancak “şimdi”de olmakla faaliyete geçebilen “aklın” açığa çıkmasını bizde engelleyen, bu sebeple bizi de sanal varlıklara dönüştüren bir dünya. Devamını Oku